Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Yükünü Artırmak

Yükünü Artırmak

Üç kardeş arasında yaşanan bir anlaşmazlığa şahit oldum. Kardeşlerden biri tartışmaya girmese de tavırları ve sosyal medya üzerinden gönderdiği mesajlarla diğerlerini duygusal olarak yoruyordu. Hatta kardeşlerden bir diğeri, bu davranışları hak etmediğini düşünerek onunla iletişimini keseceğini söyledi.

Bütün bunlar konuşulurken gözüm ara sıra televizyondaki bir söyleşi programına takılıyordu. Tiyatro oyuncusu olan konuşmacının söylediği bir cümle dikkatimi çekti: “Ruhumu iyileştirmeyi, hayatıma yük olan insanları ve eşyaları, kilom da dâhil, üzerimden atarak sağladım.” O cümle, tanık olmakta olduğum olaylara başka bir açıdan bakmamı sağladı. Mesele, yorucu insanlardan uzaklaşmanın ötesinde, insan ilişkilerinde bir sadelik arayışıydı.

Takip eden hafta içinde bir arkadaşımla çağdaş yazarların romanları üzerine sohbet ediyorduk. Sohbetimiz bir süre sonra insan ilişkilerine geldi. Arkadaşım, “Bu devirde insan insanı yoruyor” deyince tiyatro oyuncusunun sözleri yeniden zihnimde yankılandı. Birkaç gündür beni meşgul eden konunun adını artık koyabildim: İnsan ilişkilerinde sadelik.

İnsan ilişkilerinin belki de en yorucu tarafı, kendimizi anlatma çabasıdır. Bir şey söyleriz, başka türlü anlaşılır. Sustuk mu bu kez suskunluğumuza anlam yüklenir. İyi niyetimiz görülmez, kırgınlığımız abartılı bulunur. Kendimizi anlatmak ve yanlış anlaşılmalarımızı düzeltmek için tekrar tekrar konuşuruz. Bir süre sonra insan, karşısındakinin onu anlamamasından çok, anlaşılabilmek için harcadığı çabadan yorulur.

Bu yorgunluk zamanla yılgınlığa dönüşür. Önce içimize çekiliriz. Sonra bazı insanlara, konuşmalara ve meselelere karşı ilgimizi kaybederiz. Bir zamanlar üzerinde uzun uzun düşündüğümüz sözleri artık önemsemeyiz. Bizi kıran davranışların nedenini sormaktan vazgeçeriz. Umursamazlık dediğimiz şey bazen ilgisizlikten değil, fazlasıyla önemsemiş olmaktan doğar.

Bu konular üzerinde düşünürken kafamda sadelik kavramı başka bir anlam kazanıyor. Galiba insan ilişkilerindeki yoruculuğu düşünürken dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum: Söylediğimiz sözlerin, verdiğimiz tepkilerin ve taşıdığımız beklentilerin, karşımızdakinin hayatında nasıl bir ağırlığa dönüştüğünü ne kadar fark ediyoruz? Belki sadeleştirmek tam da bu sorunun etrafında başlayan bir düşüncedir.

Sadelik her şeyi hoş görmek, sınırlarımızdan vazgeçmek ya da bize iyi gelmeyen ilişkileri sürdürmek anlamına gelmiyor. Bazen bir ilişkiyi sadeleştirmek, ondan ne beklediğimizi bilmek ve her şeyi açıklamak zorunda olmadığımızı kabul etmekle başlıyor. Fakat bu noktada insanın kendisine sorması gereken başka bir soru daha var: Biz hayatımızdaki yükleri azaltırken başkalarının hayatına yeni yükler bırakıyor olabilir miyiz?

Yunus Emre'nin yüzyıllar önce ‘Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil’ diyerek hatırlattığı düşünce de aslında burada kesişmiyor mu? İnsan, kendi iç huzurunu ararken başkasının gönlünde açtığı yarayı görmezden gelmemeli. Çünkü kendi iç huzurumuzu ararken, farkında olmadan başkasının hayatını daha da ağırlaştırabiliriz.

Bu yazıyı yazana kadar insan ilişkilerindeki sadeliği, ben de daha çok kendi hayatımdaki yüklerden kurtulmak olarak düşünüyordum. Şimdi ise dönüp kendime başka bir soru soruyorum: Acaba ben kimlerin hayatına gereğinden fazla yük oluyorum? Sanırım insan ilişkilerindeki gerçek sadelik, bize ağır gelenleri hayatımızdan çıkarmakla değil, başkalarının omzuna bıraktığımız ağırlıkları fark etmekle başlıyor.

Güncellenme Tarihi
  • 16 Ağustos 2026, 06:04
Yazının Adı
Yükünü Artırmak