Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Yaz Geçer, Roman Biter, İnsan Kalır

Yaz Geçer, Roman Biter, İnsan Kalır

Dönem içerisinde ağırlıklı olarak akademik ilgi alanlarımız ön plana çıktığı için romanlara istediğim kadar zaman ayıramıyorum. Bu nedenle, ilgimi çekmesine rağmen okuyamadığım romanları okumak için yaz aylarını bekliyorum. Yine de bu durum, romanları incelememe, bazılarını okumama ve okuyamadıklarım için listeler oluşturmama engel olmuyor. Sonuçta, haziran ortasından eylül başına kadar tempolu bir okuma dönemine giriyorum.

Bu yıl da benzer bir durum yaşadım. Listemde yer alan çok sayıda kitabı satın aldım. Ardından bulabildiğim her uygun vakitte ve ortamda bu kitapları okudum. Bu yılki listem ağırlıklı olarak 21. yüzyıl Türk edebiyatının farklı damarlarını temsil eden yazarlardan oluşuyordu. Daha önce eserlerini ilgiyle okuduğum Ayfer Tunç, İhsan Oktay Anar, İskender Pala, Kaan Murat Yanık, Latife Tekin, Murat Menteş, Nermin Yıldırım, Şermin Yaşar ve Tarık Tufan bu yaz okuma listemin başında yer aldılar. Listemde yer alan her kitabı bir solukta okudum.

Bu romanlar hakkındaki düşüncelerimin öznel olduğunun elbette farkındayım. Yine de onları sadece okuyup geçmek, bende bıraktıkları izleri paylaşmamak, sanki bu eserlere haksızlık edecekmişim gibi geliyor. Okuduğum romanların kurgusunu, dil ve üslubunu, karakterlerinin inandırıcılığını, felsefi boyutunu ve ele aldığı temel meseleleri çok beğendim.

Daha da önemlisi, bu romanların bende derin bir etki bıraktığını söyleyebilirim. Farklı zaman dilimlerini ve geniş bir coğrafyayı kapsayan bu kurgular, insanın her hâline ışık tutmayı başarmış. Romanlarda insanın ahsen-i takvîm üzere yaratılmış bir varlık olarak yüceliğe ulaşabildiği gibi esfel-i sâfilîne, yani aşağıların en aşağısına da düşebildiğini görebildim. Hâl böyle olunca efsunlanmış gibi kitapları elimden bırakamadım. Bir okur olarak Türk romancılığının geldiği aşamayı görmek beni ne kadar mutlu etti, anlatamam.

Ayrıca, bu yaz yaptığım okumalarda tarihin geçmişi açıklayabilecekken edebiyatın geçmişi insanlaştırabileceğini bir kez daha hatırladım. Özellikle Ülkü Demiray’ın Cümbezin Kızı adlı romanı iç dünyamda derin bir karşılık buldu. Romanın dili ve anlatımındaki zenginlik, olayların adeta gözlerimin önünde ve yüreğimde canlanmasını sağladı. Okurken yüreğim daraldı, gözlerim nemlendi. Kulaklarımda Sezen Aksu’nun “Ünzile” şarkısı çınladı. Bu roman bana tarihin olayların hafızasını, edebiyatın ise insanın hafızasını taşıdığını bir kez daha, bu kez çok daha derinden hissettirdi.

Tarih, çocuk yaşta evlendirilen kızların varlığını anlatabilir. Roman ise bu gerçeğin ardındaki insanı görünür kılar. Bir çocuğun korkusunu, çaresizliğini, umutlarını ve sessizliğini duyumsatır. Ailesiyle ilişkisini, yaşadıklarını ve bütün bunların onun dünyasında bıraktığı izi hissettirir. Belki de edebiyatın en büyük gücü burada saklıdır: Tarihin anlattığı olayların içinde yaşayan insanı bize yeniden göstermek.

Yaz sona erip gündelik hayat yeniden hızlandığında romanlarla arama yine bir mesafe girecek belki. Akademik çalışmalar, toplantılar, ertelenmiş işler ve diğer sorumluluklarım yeniden zamanımı dolduracak. Ama bazı romanların bende bıraktığı insanlar zihnimde yaşamaya devam edecek. Bir çocuğun korkusu, bir kadının sessizliği, bir insanın çaresizliği ya da umudu… Sanırım roman okumayı asıl bu yüzden seviyorum. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmuyor; insanın içinde yaşamaya devam ediyor. O yüzden gelecek yazı dört gözle bekliyorum.

Güncellenme Tarihi
  • 30 Ağustos 2026, 00:30
Yazının Adı
Yaz Geçer, Roman Biter, İnsan Kalır