Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Yangını Söndürmeye Koşmak

Yangını Söndürmeye Koşmak

Karıncanın hikâyesini ve acizliğindeki kuvveti çocukluğumda okumuştum. Hal bu ki ben onu hep buğday taneleri taşırken veya bir çöp de olsa sürekli sırtında bir şeyler yuvasına aparırken görmüştüm. Ha! Bir de Van Gölü’nün kıyısında dalgalara karşı sürekli kıyıda nöbet tutarak olta attıklarına şahit olmuştum. Kıyı boyunca kumların içinde öyle hızlı hareketle sağa sola gider gelirlerdi ki o atlı karıncalar sanki düşman hattında en ön safta siperi koruyan leventler gibiydiler. Bu arada kumların üzerine sere serpe uzanan ve güneşle su arasında keyif çatarken deniz canavarının derinliklerindeki zulmün habercisi olan dalgalara aldırış etmeyen insanları nasıl ısırdıklarını da hatırlarım. Beni de birçok kez ısırmışlardı. Ne diyeyim ben de o zalim ve cahil insan ailesinden değil miydim…

Bir gün karınca ailesinin yangına su taşıdıklarını duydum. Anlatan hayretle ve dahi ibretle anlatırken bu hadiseyi biraz da alay etmiş gibiydi: “O karıncaların yangına nasıl ölümüne su taşıdıklarını gördüm! Birbirlerini kırarcasına su taşıyorlardı yangına. Hatta çoğu taşıdıkları suyu yangına dökerken o yangının alevi içinde kavrulup şehit oluyordu. Yangına su taşıyan karınca taifesinden hiçbirisi geriye dönüp bakmıyordu. Onların gözünde ne arkada bıraktıklarının sevdası ne de yaptıkları işin hesabı vardı. Tek davaları yangının söndürülmesi için durmadan su taşımaktı. Ben onları seyrederken hem yangını küçümsemiştim hem de onların işini hafife almıştım. Çünkü yangın uzaktaydı onlar da çok zayıf ve çelimsizlerdi. Lakin karıncalar benimle ilgilenmedikleri gibi yollarının üzerinde duran koca ayaklarımın etrafını dolanarak yangını söndürmek için yeni yollar keşfediyorlardı. Bir kısmı da bedenime girip canımı ısırıklarla acıtıp gaflet uykusundan beni uyandırmak için üstümde dolaşıyorlardı. Bense yangının dehşetini ve karıncaların gayretini fark etmek istemezcesine bedenimi ısıran karıncaları üzerimden atıp hatta canınız cehenneme dercesine bir tavırla onları kaderleriyle baş başa bırakıp yangın yerinden uzaklaşarak yangına müdahale yerine kendi evimi yangından nasıl kurtarırırmın planlarını yapmak için oradan ayrılıyordum.

Yangını söndürmek için uğraşanların olduğunu düşünürken yangını körükleyenlerin kötülüğünü hiç aklıma getirmemiştim. Yukarıdan helikopterler ve yangın uçakları yerden arozözler ve onların açtığı yoldan giden bütün kara araçları bir de karıncalar yangını söndürmek için var kuvvetleriyle çalışıyorlardı. Bana ne ihtiyaç var diyerek asıl ben evime gideyim ve ne olur ne olmaz yangın buralara gelirse yuvamızı korumaya alayım diyerek oradan hızlıca uzaklaşmıştım. Lakin haberler hiç iyi gelmiyordu. Şairin dediği gibi su insanı boğar ateş ise yakarmış/ her doğan günün bir dert olduğunu/ insan bu yaşa gelince anlarmış.

Ne yazık ki ben de o aymaz ve arsız insanlar gibi yangını söndürmeye koşmak yerine kendi evimi korumaya koşmuştum. Yangın hızlıca ilerliyordu. Ve karınca taifesi de bütün ordusuyla yangına su taşımaya devam ediyordu. Ben bir karınca dahi olamamanın utancını yaşayacak onurlu bir yaşam dakikalarına sahip olamadan yangın bizim mahalleyi de sarmıştı. Sadece eşimi ve çocuklarımı alıp oradan uzaklaşırken bütün hülyalarımın tarayarak dokuduğu hanem ve semtim küllere dönmüştü kısa bir süre sonra. Bir taraftan yangının yıkıcı acısı diğer taraftan bir karınca kadar asil olamamanın utancıyla yaşayıp durdum.”

Dostum bunu anlatırken birden durdu ve “biliyor musun yaşamımda bu yangından daha büyük bir yangını da gördüm”

Bunca coğrafyaları yakıp kül eden bu yangından daha büyük bir yangın mı var.

“Var var kardeşim hem de hayal edilemeyecek kadar büyük çapta bir yangındır bu. Bu yangın çok sinsice ve görünmez bir biçimde yayılır her tarafa. Siz onu fark etmezseniz bedeninizi değil ruhunuzu yakar. Vücudunuz değil bütün benliğiniz o ateşte kül olur. Artık gassalın önündeki bir ölü gibi yaşarsınız bu dünyada.

Bu yangının hammaddesi yoktur. Rengi yoktur. Ruhu yoktur. İnancı minancı yoktur. Asili olmayanı yoktur. Yeri ve göğü yoktur. Cinsiyeti illiyeti yoktur. Bu yangın hiçbir şey ayırt etmeksizin önüne çıkan ne varsa her şeyi yakar. Ve ona karşı koymak zordur. Ama koyulur. Nasıl mı: Bu yangın ortaya çıktığı anda büyük bir dayanışma ile ve hiç fire vermeksizin onu söndürmeye koşmak gerekir. Fazla yayılım göstermeden yerinde dumanına boğmak şarttır. Ve bir daha orada ve dahi başka hiçbir yerde ortaya çıkmaması için varlığı ortadan kaldırılmalıdır. En büyük savunma saldırıdır fehvasınca yayılımını engellemeliyiz.

Başardığımız kadarıyla ondan az zarar görürüz. İşte kardeşim bu yangının adı ZULÜMdür.”

Dostumun bu sözlerini dinledikten sonra şairin sözleriyle bu yangını somutlamak isterim:

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Kötülerin ne yaptığından ziyade iyilerin ne yapmadıklarıyla ilgiliyim. Ve zulüm yangınını da karınca gibi saf iyilik yapanlar söndürür kanaatindeyim.

Lütfen karıncalar büyük bir yangın var ve bütün dünyamız kül olmak üzere hemen iş başına. Çünkü insanlık şu anda dilsiz şeytanı oynuyor. Hazreti peygamber zulme karşı susan dilsiz şeytandır dememiş miydi? Hiçbir şey yapamıyorsak en azından zulme taraftar olmayarak gönlümüzü ve aklımızı kirlenmek ve kirletmekten kurtaralım. Rotterdamlı Erasmus’un aziz dostu Tomas More’ dediği gibi her zulme karşı sessizlik ve tepkisizliğimizle daha kaç bedende kurban olarak deliliğe veya ahmaklığa övgüye devam edeceğiz. Bediüzzaman Said Nursi’nin dediği gibi korku elimizi tutmamış ve tutamaz biz zaten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz.

İnsanlık yeni bir kıyama ve dirilişe muhtaç hem de her tarafı yakıp yıkan bu zulüm yangınına karşı acilen.

Lütfen önce içimiz(d)e kıyam edelim hem de en onurlu ve etkilisinden olanıyla.

Nasıl mı: İçimizdeki esaret ve sefalet zincirini kırarak. Bütün bakışlarımızı içimize döndürerek. Karıncanın yangına su taşıyan cesaret ve aczindeki kuvvet gibi. Kötülerin ne yaptığına değil iyilerin neler yapmadığının yangını söndürmediğine aslında yaptıklarımızın değil yapmadıklarımızın nasıl yangını körüklediği bilincini ve iç deviniminin yeniden hatırlayarak uyanabiliriz.

Fiziğe elveda ötesine merhaba diyerek de bu mukaddes yolculuğa başlayabiliriz. Göreceğiz ki feda ettiklerimiz yerine koyduklarımızın yanında bir karanlık gibi kalacak. Esarettin özgürlüğe, sefaletten saadete, zilletten izzete, bedenden ruhun ali mertebesine hatta insan olmanın sadeliğindeki ihtişama kavuşacağız az bir şey mi bunlar!

Yeter ki kendimize inanalım ve içimizdeki insaniyeti hakiki sahibine doğru yol aldıralım.

Kutlu olsun yolculuğumuz ve bu zulüm yangını en kısa sürede sönerek toprak yeniden yaratılışın o bahar mevsimlerini hayatbahş etsin bizlere…   

 

Güncellenme Tarihi
  • 12 Nisan 2026, 00:28
Yazının Adı
Yangını Söndürmeye Koşmak