Baştan belirteyim, hayata dair birçok konuda uzman olmadığım gibi, müzikte de yetkin olduğumu düşünmüyorum. Çocukluğumda bağlama çalmaya merak salmıştım, ilk gençlik yıllarıma kadar da sürdürdüm. Şimdi geriye dönüp bakınca, buna ben bile hayret ediyorum. Ne var ki sonrasında müziği sadece dinlemekle yetindim. Orta yaşlarla birlikte müzikle arama farkında olmadan bir mesafe girdi. Fakat son dönemde bir geri dönüş yaşadım. Özellikle geçtiğimiz iki yıl tekrar orta halli bir müzik dinleyicisine dönüştüm.
Gün içerisinde fırsat bulup dinlediklerimin dışında, özellikle uzun süren yolculuklarımda müzik vazgeçilmezim oldu. Yola çıkmadan önce dinleyeceğim parçaların listesini oluşturuyor, ara sıra güncelliyorum. Son güncelleme çalışmalarında fark ettim ki Burdur türkülerine ayrıcalık yapıyorum. Sanki onlara karşı özlem duyuyorum. Bunda Burdurlu olmamın bir etkisi olduğuna inanmamla birlikte eşim benimle aynı fikirde değil. “Doğduğundan beri yılda birkaç günlük tatillerin dışında orada hiç yaşamamışsın, nasıl hasret çekebilirsin ki?” diyor. Ona hak vermiyor da değilim. Belki de hasret, yalnızca yaşadığımız yerle değil, sesini duyduğumuz coğrafyayla ilgilidir. Ne de olsa İbn Haldun “coğrafya kaderdir” demiyor mu? Belki de bu kader, türkülerin tınısında bile kendini hissettiriyor.
Burdur türküleri bana oldukça ilginç geliyor. İçinde hem hüzün hem de neşe var. Fakat öne çıkan duygunun neşe olduğunu söyleyebilirim. Burdur, Göller Yöresinin bir parçası. Bir yanıyla İç Anadolu’nun duygusal ağırlığını taşırken, öte yanıyla Ege’nin neşesini barındırıyor. Belki de bu yüzden Burdur türkülerini dinlerken, hüzün bile yüzüme bir tebessüm olarak yansıyor.
Bu türkülerin, ritim başta olmak üzere ezgi ve çalgılar gibi kendine has özellikleri olduğunu düşünüyorum. Ritimlerde, 9/8’lik ve 2/4’lük ölçüler ön plana çıkıyor. Ezgiler, genellikle kısa ve tekrar eden motiflerden oluşuyor. Çalgılarda ise kabak kemane, cura ve sipsi ile diğer yörelerden ayrışıyor. Sesini duyunca derinden etkilendiğim sipsi üzerinden çıkardığım bir hayat dersi var. Küçük olsanız da eğer sağlam bir karakteriniz varsa kendinizi dinletebilir, saygı görebilirsiniz.
Ezgiler kadar, belki onlardan da fazla, sözler ilgimi çekiyor. Birkaç ay önce bu türkülerin tüm sözlerini toplayıp bir araya getirdikten sonra, küçük bir ‘söylem analizi’ yapmaya karar verdim. Bu türkülerde neler söylenmiş, daha da önemlisi neler söylenmek istenmiş anlamak istedim. Sonrasında meseleyi abarttığımı düşünerek vazgeçtim. Yine de fark ettim ki bu türkülerde en çok, imkânsız sevdaların gölgesinde bile yaşamı neşeyle anlatma çabası var. Gizli aşklar, düğünler, köy eğlenceleri ve komik olaylar öne çıkan temalar arasında.
Bu türküleri yazan, söyleyen ve dinleyen insanlar kimler olabilir diye düşündüm. Araştırdıkça karşıma hep benzer tanımlamalar çıktı. Cesur, mizahi, özgürlüğüne düşkün bir topluluk. Burdur ve çevresinde, Yörükler gelinceye kadar Likyalılar yaşamış. Her iki halkta yaşadıkları coğrafyanın getirdiği zorluklar nedeniyle, tarih boyunca hayat mücadelesinin içinde olmuş. Fakat buna rağmen hayata gülmeyi bilmişler. Belki de türkülerdeki neşe, tam da bu direncin bir yansıması. Hüzünlü bir hikâye anlatılırken bile alttan alta duyulan o yaşama sevinci, insanının karakterine sinmiş bir özellik gibi görünüyor.
Tüm bu gözlemlerden sonra, kendime sordum. Peki, neden özellikle Burdur türküleri ilgimi çekiyor? Sanırım cevap basit. Bu türküler hem geçmişin izlerini taşıyor hem de yaşama sevinciyle dolu. Belki de çocukluğumda bağlama çalarken hissettiğim merak ve keyif, bugün de bu ezgilere duyduğum ilgiyi besliyor. Bir yanıyla kendi köklerime, bir yanıyla insanın evrensel duygularına dokunuyorlar. Hüzünle neşeyi aynı anda yaşatmaları, bana hem tanıdık hem de şaşırtıcı geliyor.
Sonuçta, Burdur türkülerine olan ilgim sadece müziğe duyduğum meraktan kaynaklanmıyor. Bu ezgilerde, sözlerde ve ritimlerde hem coğrafyanın, hem tarihsel deneyimlerin, hem de insan karakterinin izlerini görmek mümkün. Dinlerken geçmişle bugünü, hüznü ve neşeyi, bireyi ve toplumu bir arada hissediyorum. Belki de müzik, insanın kendi kökleriyle ve çevresiyle kurduğu bu görünmez bağı, en saf ve en estetik biçimde ortaya koyuyor. Bu yüzden Burdur türküleri benim için sadece bir dinleme deneyimi değil, aynı zamanda bir keşif yolculuğu.