Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Sosyal ve Psikolojik Dilencilikten "Kendi Olma" Erdemine

Sosyal ve Psikolojik Dilencilikten "Kendi Olma" Erdemine

Çocuklara değerler nasıl kazandırılır? Esas değer bireyin kendisidir; yani değer, "sizsiniz". Bir çocuk değerli olmadığını hissederek buna uygun davranış kalıpları geliştirirse, hangi yöntem uygulanırsa uygulansın ona olumlu değerleri yeniden öğretmek oldukça güçtür. Değer öğretimi; anlık kararlarla ya da geçici heveslerle gerçekleşecek bir olgu değildir. Bu bir süreçtir ve özellikle ahlaki değerlerin kazandırılması, toplum temelli bir anlayış gerektirir.

Bir değerin gerçek bir "değer" sayılabilmesi; bireyin kendisine, ailesine ve ülkesine sağlayacağı katma değere bağlıdır. Bireye sağlanacak en büyük katkı ise sahip olduğu potansiyelin en işlevsel şekilde kullanılmasıdır. Bu potansiyelin temelinde zekâ, aklı etkin kullanma ve düşünme becerisi yatar. Bireyin bu potansiyeli kullanabilmesi, ancak kendisini bir değer olarak görmesi ve kabullenmesiyle mümkündür. Bu kabulün anahtarı ise çocuğun kendini tanıması ve hepsinden önemlisi kendini sevmesidir. Bu sürecin başlangıcına "kendini sevmeyi" yerleştirebiliriz. Kendini sevmeyi başaran çocuklar; her duyguyu yerinde, zamanında ve kararında yaşamayı öğrenirler. Bu durum, "kendi olmanın" ve sağlıklı psikolojik sınırlar oluşturmanın tek yoludur.

Kendini sevip onaylayan bir çocuk, başkalarıyla değil kendiyle yarışır. Dışarıdan gelen sevgi, kabul ve onayın değerini bilir ancak bunlara bağımlı kalmaz; çünkü bu duyguları zaten kendi içinden besleyebilmektedir. Böyle bir çocuk, benlik bütünlüğünü bozmadan hem bireyselleşmeyi hem de sosyalleşmeyi başarır. İçsel ve dışsal uyumu dengeleyerek, kendi olmanın verdiği huzurla hem yaşar hem de çevresine yaşatır.

Eğer eğitim sistemimizin merkezine öğrenciyi tanımayı, ona kendisini tanıtmayı ve bu tanıma uygun şekilde yönlendirmeyi koysaydık; bugünkü sosyal, psikolojik ve ekonomik sorunlarımız çok daha az olmaz mıydı?.

Bu süreç, eğitim kademelerine göre somutlaştırılmalıdır. Okul öncesinden üniversiteye kadar, kazanılması gereken gelişimsel özelliklerin değerlere katkısı sorgulanmalıdır. Lise çağına gelen bir gencin gerçekçi bir içgörüye sahip olması, ancak bu planlı gelişimle mümkündür. "Kendi olma" hali, çocuğun kazanacağı en kıymetli değerdir.

Peki, bugüne kadar bu neden başarılamadı?. Başarılsaydı; okul terki, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve davranım bozuklukları bu denli yaygınlaşır mıydı?. Günümüzde çocuklar okumakta ve bilgiyi davranışa dönüştürmekte zorlanıyor. İş birliğinden uzak, aidiyet duygusu gelişmemiş nesiller yetişiyor. Kontrol ve aidiyet yoksunluğu, çocukları örtük psikolojik problemlerle baş başa bırakıyor.

Tüm bunlar, çocukları sadece akademik başarıya odaklayan ve birer "yarış atı" gibi kurgulayan sistemlerin kaçınılmaz sonucudur. Sadece bilgiyi hedefleyen sistemlerde bilgi, "bilgeliğe" dönüşmez. Bilgelik; bireyin kendini tanıması ve bilgiyi "iyi insan olma" yolunda kullanmasıdır.

Sonuç olarak; kendini tanımayı önceleyen sistemler çocukları yetişkinliğe "yeterli ve yetenekli" bireyler olarak hazırlar. Sadece akademik başarıyı hedefleyen sistemler ise çocukları ne yazık ki birer "sosyal ve psikolojik dilenciye" dönüştürür.

Güncellenme Tarihi
  • 15 Mart 2026, 00:14
Yazının Adı
Sosyal ve Psikolojik Dilencilikten "Kendi Olma" Erdemine