Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Psikolojik Dilenci

Psikolojik Dilenci

Dilenci deyince aklınıza ne gelir?

Sokak köşesinde el açan, ağlamaklı bir sesle yardım isteyen, hastalığını, sakatlığını veya çaresizliğini göstererek insanların merhametine sığınan biri.

Peki, dilenmek için mutlaka sokakta oturmak, el açmak mı gerekir?

Hayır!

Bazı insanlar vardır. Gayet güzel giyinirler. İyi okullarda okumuş, meslek sahibi olmuş, hatta çalışıyor da olabilirler.

Ama sürekli dilenirler.

Bunların ne ellerinde bir mendil vardır ne de önlerinde para topladıkları bir kutu.

Başka bir şeyleri vardır.

Mağduriyet vitrinleri!

Bir mağazanın vitrinine nasıl satılacak mallar yerleştiriliyorsa bunlar da mağduriyetlerini öyle sergilerler.

Bugün annelerinin hastalığı vardır vitrinde. Yarın babalarının borcu. Öbür gün çocuklarının okul masrafı. Ardından ev sahibi, kira, kredi, hastane, işsizlik…

Biri kalkar, diğeri gelir.

Birini çözdünüz mü sevinmeyin!

Vitrin hemen yeniden düzenlenir.

Çünkü bu insanların bazıları için mağduriyet, kurtulmak istedikleri bir durum olmaktan çıkmış, başkalarıyla ilişki kurmanın ve onlardan bir şeyler elde etmenin yöntemine dönüşmüştür.

Ben bunlara psikolojik dilenci diyorum.

Bir tanesini düşünün.

Yıllardır borç içinde yaşıyor. Kazandığından fazlasını harcıyor. Biriktirdiği borçlar neredeyse yirmi aylık maaşına ulaşmış.

Bir işyerinde çalışmaya başlıyor.

Bir ay sonra işten ayrılıyor veya çıkarılıyor. Son on beş günlük ücretinden alacağı kalmış.

Elbette hakkı. Ödenmesi gerekir.

Ama bizimki anlatmaya başlıyor.

İşveren yüzünden perişan olmuş! Borçlarını ödeyemiyormuş! Hayatı mahvolmuş! Çoluğu çocuğu mağdur olmuş!

Dinleyen de zanneder ki yirmi aylık borcun tamamı o son on beş günlük ücret ödenmediği için ortaya çıkmış.

Yarım maaşlık alacak, yirmi maaşlık borcun sebebi oluvermiş!

İşte psikolojik dilencinin mahareti burada.

Gerçek bir sorunu alır, üzerine bütün hayatının yükünü bindirir. Sonra o yükü başkasının vicdanına bırakır.

Bir bakarsınız, kendisinin yıllarca çözemediği sorunların sorumlusu siz olmuşsunuz.

Üstelik çoğu zaman konuşmalarının da kendilerine özgü bir havası vardır.

Biraz kırgın, biraz mahzun, biraz ağlamaklı…

Nasılsın dersiniz, dert başlar.

Bir sorununu çözersiniz, yenisi çıkar.

Yardım edersiniz, teşekkür eder.

Bir daha yardım edersiniz, alışır.

Üçüncüsünde bekler.

Dördüncüsünde yardım etmezseniz darılır!

Çünkü sizin gönüllü olarak yaptığınız iyilik, onun gözünde artık kazanılmış bir hakka dönüşmüştür.

Bunlar insanları iyi tanırlar.

Kimin merhametli, kimin yardımsever, kimin vicdanlı olduğunu çabuk keşfederler.

Hatta bazen ne kadar iyi bir insan olduğunuzu sizden önce fark ederler!

Sonra mağduriyet vitrinlerini tam da sizin görebileceğiniz şekilde düzenlerler.

Siz bir bakarsınız.

Üzülürsünüz.

İçeri girersiniz.

Bir ihtiyacını karşılarsınız. Bir işini halledersiniz. Bir borcuna yardım edersiniz.

Ama dükkândan çıkamazsınız!

Çünkü artık müşterisi değil, mağduriyetlerinin gönüllü finansörü olmuşsunuzdur.

Başlangıçta siz ona yardım ediyorsunuzdur.

Bir süre sonra o, sizin kendisine yardım etmeniz gerektiğine inanıyordur.

Aradaki fark küçük görünür.

Ama bir insan ilişkisinin bütün dengesi o farkın içindedir.

Elbette gerçek ihtiyaç sahiplerinden söz etmiyorum.

Hastalık, yoksulluk, işsizlik, çaresizlik insanın başına gelebilir. Yardım istemek ayıp değildir. Yardım etmek de insanlığın en güzel davranışlarından biridir.

Benim sözünü ettiğim, gerçek veya abartılmış sorunlarını sürekli başkalarının sorumluluğuna dönüştürerek yaşamayı alışkanlık haline getirenler.

İşin tuhafı, bunlar çoğu zaman kendilerini mağdur eden şartları değiştirmek için aynı gayreti göstermezler.

Harcamalarını düzene koymak, sorumluluklarını üstlenmek, hayatlarını yeniden organize etmek yerine mağduriyetlerini daha etkili anlatmanın yollarını bulurlar.

Çünkü bazen mağdur görünmek, sorumluluk almaktan daha kazançlıdır.

Üstelik bu davranış yalnızca bireysel ilişkilerde görülmez.

İşyerlerinde de vardır.

Her zaman bir mazereti, bitmeyen bir sorunu, kendisine yapılmış bir haksızlık hikâyesi bulunan çalışanlar…

Yöneticisinin karşısına hiçbir zaman yalnızca yaptığı işle çıkmaz.

Mutlaka anlatılacak bir derdi, gösterilecek bir mağduriyeti vardır.

Zamanla iş ilişkisi, görev ve sorumluluk ilişkisinden çıkar; yöneticinin sürekli anlayış göstermesi beklenen bir yardım ilişkisine dönüşür.

Sosyal çevrelerde de rastlarsınız.

Herkesin kendisine bir şey borçlu olduğuna inanan, kendi sorunlarıyla başkalarının hayatını işgal eden, başkalarının sorunlarını ise pek umursamayan insanlar…

Bunların hepsi aynı değil elbette. Ama mağduriyeti bir hayat stratejisine dönüştürenlerin ortak bir özelliği var.

Kendi yüklerini başkalarının vicdanına taşıtmak.

Peki, bu insanlar neden değişmiyor?

Çünkü bazen biz değiştirmiyoruz!

Her mağduriyet anlatısına sorgulamadan inanıyor, her sorunu çözmeye çalışıyor, her sorumsuzluğun bedelini üstleniyoruz.

İyilik yaptığımızı düşünürken bir alışkanlığı besliyoruz.

Oysa insanlara yardım etmek başka, onların hayatlarını sürekli bizim sırtımızda yaşamalarına izin vermek başka.

Ve işte burada psikolojik dilencilik ile asalaklık birbirine yaklaşıyor.

Başlangıçta mağduriyetini anlatarak yardım elde eden insan, bunun sürekli işe yaradığını gördüğünde artık kendi imkânlarını geliştirmek yerine başkalarının imkânlarını kullanmayı tercih edebiliyor.

Mağduriyet bir yöntemken alışkanlığa dönüşüyor.

Alışkanlık zamanla yaşam biçimi haline geliyor.

Artık yardım istemiyor.

Yardım alarak yaşıyor.

İşte ben bu ikisi arasında şöyle bir fark görüyorum:

Psikolojik dilencilik yetenek, asalaklık meslek!

Birincisi başkalarının merhametini harekete geçirmeyi öğrenmiş.

İkincisi o merhametin sağladığı imkânlarla hayatını kurmuş.

Psikolojik dilenci bir gün mutlaka asalak olacak diye bir kural yok. Ama mağduriyetin sürekli ödüllendirildiği, sorumluluğun sürekli başkalarına devredildiği ilişkilerde bu dönüşüm hiç de şaşırtıcı değil.

Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç, insanlara yardım etmemek olamaz.

Tam tersine.

Gerçekten yardıma muhtaç insanlara daha fazla yardım edebilmek için merhametimizi istismar edenlerle ihtiyaç sahiplerini birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz.

Çünkü yardımın amacı insanı güçlendirmek olmalı, onu sürekli yardım istemeye mahkûm etmek değil.

Bir de kendimize sormalıyız:

Yardım ettiğimiz insanın sorunlarını mı çözüyoruz, yoksa o sorunlarla yaşamayı sürdürmesini mi finanse ediyoruz?

Bence önemli bir soru.

Hele bir de mağduriyet vitrininin önünden geçerken içeri girmişseniz…

Dikkat edin!

Vitrindeki mallar değişebilir. Ama dükkânın sahibi, sizi kolay kolay bırakmayabilir!

Güncellenme Tarihi
  • 08 Kasım 2026, 00:07
Yazının Adı
Psikolojik Dilenci