Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Ne İçindeyim, Ne de Dışında

Ne İçindeyim, Ne de Dışında

Hafif hafif yağan yağmurun altında yavaş adımlarla yürürken hem temiz havayı içime çekiyor hem de kampüsü izliyordum. Bu sırada son anda fark ettiğim bir hocamız yanımda belirdi ve hâl hatır sordu. Birlikte otoparkı geçip asansöre bindiğimizde, işlerinin ve derslerinin yoğunluğundan zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığını söyledi. Ardından “Galiba yaşlanıyoruz,” diye ekledi. Ancak benim kendisinden daha büyük olduğumu hatırlamış olacaktı ki cümlesini tamamlamadan konuyu yorgunluğa getirdi. “Her şeye yetişmeye çalışmaktan yoruldum,” diyerek, “Siz bunca işle nasıl baş ediyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

Ona çok bilinen bir Kızılderili hikâyesini anlatmayı düşündüm, ama zamanının kısıtlı olduğunu varsayarak vazgeçtim. Hikâyeye göre bir grup beyaz adam, Kızılderili rehberlerle birlikte uzun bir yolculuğa çıkar. İlk günler oldukça hızlı ilerlerler. Bir sabah Kızılderililer aniden durur. Yere oturur ve hareket etmeyi reddederler. Beyazlar şaşkınlıkla sorar: “Neden durduk? Vakit kaybediyoruz.” Bunun üzerine Kızılderili rehberlerden biri şöyle der: “Çok hızlı gittik. Ruhlarımız geride kaldı. Onların bize yetişmesini beklemeliyiz.”

Sanıyorum arkadaşım da bu hikâyenin işaret ettiği durumu yaşıyordu. İnsan bedeni ve zihni hızla yol alabilir. Ancak ruh bu hıza ayak uyduramaz. Ruhun yetişebilmesi için yavaşlamak ve farkındalık gerekir. Onun sözlerinde de bu bakış açısının yansıttığı bir tükenmişlik ve anlam kaybı seziliyordu.

Arkadaşımla vedalaşıp odama doğru yöneldiğimde, Türkiye’nin tanınmış psikiyatristlerinden Prof. Dr. Kemal Sayar’ın yavaşlamanın önemine dair sözleri kulaklarımda çınladı. Sayar’a göre modern insan hızlandıkça derinliğini kaybeder. Sürekli üretme ve tüketme hâli ise insanı kendisine yabancılaştırır. Oysa ruh, yavaşlık, durma ve tefekkür ister. Bu denge sağlanamadığında insan tükenmişlik hissi yaşar. Sürekli bir yetişememe duygusuyla baş başa kalır.

Geçmiş yıllarda kendimi arkadaşım gibi hissettiğim dönemler oldu. Günlerim hep acil olanla doluydu. Önemli olana ise sıra gelmiyordu. Özellikle doçentlik sınavına hazırlanırken aileme ayırdığım zamanı azaltmam hatırladıkça beni mahcup ediyor. Amerikalı eğitimci ve danışman Stephen R. Covey’nin de işaret ettiği gibi, zamanın yönetimi işlerin çokluğu ile değil, önceliklerin farkında olmakla ilgilidir. İşlere değil de zamana anlam yüklemeye başladığımda içimde belirgin bir ferahlık hissettim.

Zamana dair tükenmişlik hissimi aşmamda saygın şair ve yazarlarımızdan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın düşünceleri de ayrı bir yer tuttu. Ona göre zaman düz bir çizgi değil. Çok katmanlı bir bilinç alanıdır. Kültürle, hafızayla ve estetikle şekillenir. İnsan kimliğini kuran temel unsurlardan biridir. Benim ilgimi en çok çeken ise onun kendi ifadesiyle dile getirdiği arayışı oldu: “Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek.” Bu cümle, zamana bakışımı yeniden düşünmeme yardımcı oldu. Fark ettim ki huzur arayışı yalnızca işleri tamamlamaktan değil, zamanın çok katmanlı doğasını kabul etmekten geçiyordu.

Her anı dolu dolu yaşamaya çalışmak yerine, bazen sadece durup gözlemlemek gerekiyordu. Düşünmek ve geçmiş ile şimdiyi aynı anda hissetmek de önemliydi. Artık adımlarımın hızı, ruhumun ritmiyle uyum içindeydi.

Geldiğim noktada galiba zamana dair kaygım yerini sakinliğe bıraktı. Sayar ve Covey’den, ardından Tanpınar’dan öğrendiğim dersler, bana sadece bir düşünce değil, yaşamımı huzurla dolduran bir yol haritası sunmuş olabilir. Tanpınar’ın sözleri hâlâ kulaklarımda yankılanıyor: “Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında”.

Belki de huzur, zamanı tamamen yaşamakta ya da ondan kopmakta değil. Onu tüm katmanlarıyla hissetmekte saklıdır.

Geçmişin yüküne takılmadan, geleceğin telaşına kapılmadan, sadece burada, anda, olmak…

Güncellenme Tarihi
  • 21 Aralık 2025, 00:33
Yazının Adı
Ne İçindeyim, Ne de Dışında