Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Nasıl Öğreneceğini Bilmediğimiz Çocuklar

Nasıl Öğreneceğini Bilmediğimiz Çocuklar

Bir olayın nasıl gerçekleştiğini bilmek o olayla baş etmenin en önemli faktörlerinden biridir. Bir başka söylemle, olayın oluş sırasına ilişkin farkındalık olgusunun olaya dönüşmesini engelleyecek kontrol gücümüzü de belirler. İnsan, sağlığının nasıl bozulacağını bilirse sağlığını bozacak faktörlerden kendini korur. Bu hem fiziksel hem de psikolojik sağlık için geçerli bir kuraldır. Eğer bir insan yaşadığı duygu durumunun nasıl bozulduğunu ve neyin bozduğunu bilirse depresyona girmeden önce alınabilecek her türlü önlemi alabilir. Bu durum sadece bu alan için geçerli değildir aslında bu her alanda geçerli olan ve bizleri ilgilendiren bir durumdur. Fakat birçok şeyin hatta çok önemli olan birçok şeyin nasıl olduğunu bilmeden ya da sorgulamadan süreci başlatıyoruz. Bunların başında eğitim süreci geliyor denebilir. Eğitim öğretim süreci ne zaman başlar aslında bu soruya verilen cevapları duyar gibiyim. Fakat çocuğun eğitim ve öğretim süreci eş seçme ile başlayan bir süreçtir denilebilir. Bunun gerekçeleri var fakat konumuz bu değil. Biz burada daha çok farkında olmadığımız ama var diye kabul ederek bir süreci başlattığımızda ulaştığımız sonuçları ele alacağız.

Eğitim öğretim süreci başladığında yani okul çağı geldiğinde çocukla ilgili birçok soruya cevap ararız. Okula bu sene mi gitse yoksa seneye mi gitse daha iyi olur? Öğretmeni kadın mı erkek mi olsa daha iyi olur? Devlet okulu mu yoksa özel okul mu daha iyi olur? Kardeşi ile aynı okula ya da aynı sınıfta mı yoksa ayrı ayrı okul ya da sınıflara mı gitse daha iyi olur? Bu ve benzer soruları çoğaltabiliriz. Hadi burada yazıyı okumayı durdurun ve sorabileceğiniz soruları düşünün. Yukarıda sorulan ve sizin sormayı düşündüğünüz sorular daha çok ne zaman anlam kazanır? Ya da şöyle düşünelim hangi ailelerin bu ve benzer soruları daha çok sorma ihtimali vardır? Bu soruların sorulmasında hiçbir sakınca yoktur. Burada iki sorun vardır. Birincisi bu soruları sorma zamanımızdır ikincisi bu sorulara verilecek cevapların doğru olup olmayacağıdır. Soruları çocuk okula başlama yaşına geldiğinde sorarsak ki bu doğru bir zaman değil, bu zaman soru sorma zamanı olmaktan daha çok çocuk doğduğu andan itibaren ileride soracağımız bu sorulara cevap olabilecek deliller elde ederek, gözlemler yaparak sorduğumuz sorulara cevap verme zamanıdır. Eğer bunu başaramaz isek soracağımız sorulara verilecek cevapların yanlış olma ihtimali yüksektir çünkü çocuğumuzu tanımıyoruz demektir.

Bu bağlamda sormamız gereken soru, çocuk dünyaya geldikten sonra elde edeceğimiz gözlemler ile belirleyeceğimiz çocuğun nasıl öğrendiği sorusudur. Çocuğun doğuştan sahip olduğu öğrenme tarzına göre çevreye tepki verebileceğini bilen anne için çocuğun davranışları daha anlam kazanır ve aynı zamanda çocuğun sahip olduğu bu öğrenme tarzını destekleyici ortam ve etkinlikler düzenli ve tutarlı bir şekilde ortama sunulur ve çocuğu şekillendirme yerine çevreyi şekillendirerek var olan potansiyelin performansa, performansın benlik tasarımına ve benlik tasarımı da kişiliğe yön verecek şekilde çocuğa sunulur. Eğer bir çocuk kinestetik öğrenme tarzına sahip ise hareketli olacaktır. Kucakta durmaktansa kucaktan kucağa dolaşmak onu sakinleştirecektir. Bu çocuk bu kadar hareket etmek isterken yani kucaktan kucağa gezerken rahatlıyor ya da sakinleşiyorken neden bazı çocuklar annesinin kucağında sakin sakin ona verilen bir oyuncak ile oynayarak sakinleşiyor? Bir çocuğun ilgisini oyuncağın çıkardığı ses ya da bir başka çocuğun ilgisini oyuncağın rengi çekerken neden bir diğeri sadece bakmakla ile yetinip başka bir tarafa yöneliyor? İşte bütün bu tepkilerin farklı olmasının nedeni her bir çocuğun ağırlıklı olarak öğrenme tarzlarının birbirinden farklı olmasıdır. Biri işiterek, biri görerek bir diğeri ise hareket ederek yani yaparak öğrenecektir.

O halde çocuk okula başlayıncaya kadar ve okula başladığında cevabından emin olmamız gereken bir soru sormamız gerekir. O da “Çocuğun öğrenme stili nedir?” olmalıdır. Bu soruya cevap vermeden ya da çocuğun öğrenme stilinin ne olduğunu bilmeden eğitim-öğretim sürecine başlaması çocuğun çok kısa süre içinde etiketlenmesi anlamına gelmektedir. Düşünün, kinestetik öğrenme tarzına sahip bir öğrencinin sınıfta kırk dakika ders dinlemesini beklemek balığı sudan çıkarmak ile eş değerdir. Bu çocuk dokunacak, hareket edecek, kendisi yapacak yani bu sürecin içinde aktif olmak isteyecek çünkü ancak bu şekilde öğrenebilir ya da etkin öğrenebilir. Bu şekilde bir sınıf anlayışı olmayan bir yerde öğrenci hakkında ilk yargı “dikkat eksikliği” olacaktır. Önlem almaz iseniz yani ilaç kullanmazsanız bu tanıya “hiperaktivite” bozukluğu eşlik eder. Öğrenme stilini bilmeden birçok yetenek denizini böyle kuruttuk. Bu bağlamda eğitim-öğretim sürecinde en dezavantajlı olan gurup “kinestetik” öğrenme tarzına sahip olan çocuklardır denilebilir. Bu çocuklar bir konuyu ilgi, heves ve heyecanla dinlerken mutlaka bir şeylerle uğraşırlar. Ya karalama, ya döndürme, ya kalkıp biraz yürüme vb. Konu anlatılıp soru sorulunca bu çocuklar hemen cevap verir. Öğretmen şöyle bir varsayım geliştirir “bu çocuk ben ders anlattığım süre boyunca bir şeylerle oyalandı fakat sorduğum soruya bir o cevap verebildi. Eğer bu çocuğun ders anlatırken oyalanmasını da engelleyebilirsem çok daha harika cevaplar verir hatta sınıf belki de okul birincisi bile olur” der. Yani öğretmen iyi niyetle ve asla tanımadan bu çocuğun en önemli yönünü köreltmek için plan yapıyor olabilir mi? “İnsan bilmediğinin düşmanıdır” diye güzel bir söz var. 

Gelin okulların açılacağı bu dönemde kendimize şu soruyu soralım: “Benim çocuğumun ya da öğrencilerimin öğrenme stili nedir?” Unutmayalım öğrenme tarzı doğuştan gelen bir özellik sonradan kazanılmıyor. Dolayısıyla ne kendimiz ne de çocuğumuzu suçlamayalım. Hiçbir öğrenme tarzının diğerinden üstünlüğü yoktur. Tek fark çocuğa sunulan ortamın ve verilen fırsatların onun öğrenme tarzına uygun olup olmamasıdır. İşte o zaman öğrenme gerçekleşiyor. Yani keşke benim çocuğum şu öğrenme tarzına sahip olsaydı demeyin. Sizin öğrenme tarzınız ile eşinizin öğrenme tarzı farklı olabilir. Siz görsel öğrenme stiline sahip iseniz düzen önem kazanır. Eşiniz kinestetik öğrenme stiline sahip ise düzen önemli değildir. Bunun farkında olmayan ailelerde çatışmalar da kaçınılmaz oluyor. Anne-baba ve çocukların öğrenme tarzları da farklı olunca yine çatışma başlıyor. Baba işitsel ise dinleyerek anladığını söyler ve çocuğunun da neden dinleyerek anlamadığını sorgular hatta bu şekilde öğrenmesini baskı yaparak isteyebilir. İstenilen şekilde öğrenme gerçekleşmeyince okulda “dikkatsiz ve hiperaktif” olarak etiketlenen çocuk evde daha patolojik bir sıfatla etiketlenmektedir.

Güncellenme Tarihi
  • 30 Ağustos 2026, 00:27
Yazının Adı
Nasıl Öğreneceğini Bilmediğimiz Çocuklar