Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Mahcup Olmadan

Mahcup Olmadan

Geçtiğimiz Ramazan Bayramı’nda, annemin mahallesinde oturan iki tonton ihtiyarı ziyaret ettim. İnsan bazen en sıradan ziyaretlerde bile kendine dair beklemediği şeylerle karşılaşıyor. Bayramlaşmanın ardından, nasıl olduğunu şimdi bile anlayamadığım bir hızla kendimi onların daldan dala atlayan sohbetlerinin içinde buldum.

Bir ara, akrabalarından birinin nüfuzunu kullanarak dört çocuğunu da işe yerleştirdiklerini anlattılar. Sonrasında, bu çocukların hak etmemiş olmalarına rağmen sistemin boşluklarından yararlanarak annelerini emekli ettirdiklerini aktardılar. Bu ailenin sözde namazlı abdestli olduğunu, ama kul hakkı yemeyi önemsemediğini söylediler. Bu tür bir dindarlığın anlamsız olduğunu, Allah nezdinde kıldıkları namazların kabul olmayacağına dair kesin hükümler verdiler. Kendilerinin böyle işlere asla tevessül etmeyeceklerini belirttiler; ahlaklı olmak üzerine uzun uzun nasihatlerde bulundular.

Konu birden değişti, sağlık meselelerine geldi. Önce, yaşlandıkları için artık eskisi gibi olmadıklarından dem vurdular. Ardından, içlerinden biri yeni geçirdiği ameliyatı uzun uzun anlatmaya başladı. Hastanedeki yoğunluk nedeniyle neredeyse ameliyat olamayacağını anlatırken hafifçe tebessüm etti. Neyse ki “hatırlı” bir arkadaşını devreye sokarak ameliyatını hemen yaptırdığını, “çok şükür” diyerek ekledi.

Bir an duraksadım. Biraz önce erdem üzerine nutuk atan amcamız, konu kendisine gelince akrabasına yönelttiği tüm eleştirileri unutmuş gibiydi. Az önce ahlaka dair normlar koyan sanki o değilmiş gibi, kendi menfaati söz konusu olduğunda tutumu tam tersine dönmüştü. “Ele verir talkını, kendi yer salkımı” derler ya, tam da öyleydi.

Lakin hiç sesimi çıkaramadım. Hem bayramdı hem de karşımdaki kişiler yaşlıydı. Gönüllerini kırarım endişesiyle müsaade isteyip ayrıldım. Bahçe kapısını araladığımda onları yargılamayı çoktan bırakmıştım. Galiba mesele onların tutarsızlığı değildi; asıl mesele, insanın kendine karşı gösterdiği o sınırsız cömertlikti. Dahası, bu cömertliği başkalarının haklarına uzanacak kadar genişletebilmesiydi.

İnsan, başkası söz konusu olduğunda ilkelerle konuşur; kendisi söz konusu olduğunda ise gerekçelerle. Belki de bu yüzden kendimize tanıdığımız ayrıcalıklar bize kusur gibi görünmez. Çünkü kendi hikâyemizi içeriden biliriz; şartlarımızı, sıkışmışlıklarımızı, mecburiyetlerimizi anlatacak kelimeleri hep hazır tutarız. Bu yüzden insan, kendine bakarken çoğu zaman hem hâkim hem de avukat olmayı tercih eder.

Fransız yazar ve düşünür Jean-Paul Sartre’ın “kötü niyet” olarak adlandırdığı bu durum, insanın kendi gerçekliğini çarpıtarak kendini olduğundan farklı görmesiyle ilgilidir. Kişi, aslında ne yaptığını bilir; fakat onu başka türlü adlandırarak kendini rahatlatır. Bir ayrıcalığı “hak edilmiş fırsat” diye sunmak, bir haksızlığı “zorunluluk” olarak görmek, bu rahatlatmanın en tanıdık yollarıdır. Böylece insan hem eylemini sürdürür hem de kendisiyle barışık kalır.

Öte yandan, ünlü yazarlarımızdan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarında sıkça karşılaştığımız iç bölünmüşlük hâli, insanın olmak istediği kişi ile gerçekte olduğu kişi arasındaki mesafeyi görünür kılar. Bu iki hâl arasındaki mesafe açıldıkça, insan ya kendini dönüştürmek zorunda kalır ya da bu mesafeyi görünmez kılacak hikâyeler üretir. Çoğu zaman ikinci yolu seçeriz. Çünkü kendimizi değiştirmek zordur; oysa kendimizi haklı çıkarmak oldukça kolaydır.

Belki de o bahçeden ayrılırken beni asıl rahatsız eden şey, böyle durumlarla karşılaştığımda kendimi onların yerine koyma ihtimalimdi. Ne de olsa henüz sınanmamıştım.

Galiba mesele, birkaç insanın tutarsızlığı değil; insanın, kendi adaletini kendine göre eğip bükebilme kudretidir.

Ve belki de asıl sorun, bu kudreti kullanırken neredeyse hiç mahcup olmamamızdır.

Güncellenme Tarihi
  • 29 Mart 2026, 10:19
Yazının Adı
Mahcup Olmadan