“Kitaplık hem gerçeğin hem de yanılgının kanıtıdır.” Üstad Umberto Eco’nun 1986 yılında yayınlanan “Gülün Adı” adlı eserinden bir alıntıdır bu cümle. Manastırın rahiplerinden biri olan yaşlı Jorge, gözleri görmemesine rağmen kitaplıkta araştırma yapan kardeş William ve Adso’nun sohbetine kulak misafiri olmuş, “Kitaplığınız koleksiyonuna puta tapan masalları da almaya gönül indiriyor demek” diyen kardeş William’a böyle cevap vermişti.
Geçenlerde bir muhabbet ortamında “Kitap nasıl seçilir?” yani hangi kitabı okuyacağımıza neye göre karar veririz şeklinde bir tartışma yaşadım. İlk aklıma gelen cümleler Gülün Adı’nda okuduğum kitapla ilgili tespitlerdi.
Kardeş William, kitaplıkta şeytani düşünceleri dillendiren kitapları görünce şaşıran Adso’ya “Kitaplar inanmak için değil, araştırmak için yazılır.” demişti. Kutsal kitap anlayışı ile yoğurulan bir kültürde, bu bakış açısında sahip olabilmek oldukça ilerici ve açık görüşlülük örneğiydi benim için. Ama tamamen katıldığımı da söyleyemem. Kimi kitaplar bize bir şeyleri araştırma ve öğretme kaygısı güder, kimi kitaplar bize hayatın sırlarını açıkladığını ve adeta bir hayat klavuzu olduğunu iddia eder, kimi kitaplar bize sadece hayal kurdurur ve belki de belirli haz ve heyecanlar yaşatır. Bazen “zehirli düşünceler” saçar kitaplar.
Geçmişin aksine bugün kitapların çok daha fazla fonksiyonu var. Matbaanın bulunuşu ve sanayi devrimi sonrası üretimin aşırı artışından kitaplar da nasibini aldı. Artık içerik ne olursa olsun kâğıt satma aracı haline geldiler. Bütün bu geniş çerçeve içinde asıl soruya dönelim. Kitap nasıl seçilmeli? Bu sorunun bendeki yanıtı “ihtiyaç.” Neye ihtiyacımız varsa onu okuruz. Bu nedenle kitaplığımızda yaşımıza, işimize, ilgi alanlarımıza, inançlarımıza bazen korkularımıza dair kitaplar bulunur. Kitap nasıl seçilir? Bu sorunun cevabı bir başka soruda saklı. Kitap, bizim için nedir?