İnsanlık zevalden kemale ulaşmanın yollarını yıllardır arar durur. Bazen bulur bazen bulmaz. Bulduğunda ya gerçeği ucundan yakalar ya da yanıldığını düşünerek ondan uzaklaşır.
İnsan denen mahluk böyle bir şeydir. Sınırlarını bilemediği bir sınırı çizmek için durmadan çalışan bir varlıktır. Daha doğrusu enerjisi bitmeyen mucize bir makinedir. Yalnız öyle bir makine ki sürekli gelişir geliştikçe de değişir. Doğru bir yükleme ile hayranlık uyandırır yanlış yüklemeyle bütün hayalleri inkisara uğratır.
İnsan Laniakea ile (sınırını bilemediğimiz cennet) sunulan bir ziyafetle bir yer edinmeye daha doğrusu yerini bilmeye ve portresini çizmeye çalışır. Bu tespitinde bazen öyle haddini aşar ki yediği tokatla kendine gelir daha doğrusu yine kendine gelmez eşelemeye devam eder.
İnsanın tekâmül sürecinde gözünün görmesi yetmez. Mutlaka zihnen görmelidir. Mesela yaptığı her makina bilgi ve hikmeti biçim olarak değil içerik olarak görerek çalışır. Gerçek fonksiyonlarını gerçekleştirir. İnsanın inşa ettiği -en basitinden en karmaşasına- her harika makine bilgiyi içeriksel olarak gördüğünde faaliyete geçer ve üretmeye başlar. Aksi takdirde dünyanın en iyi reklamını yapıp, ambalajlamasını tamamlayıp harika sunumlarla teşhirini yaptığınız hiçbir bilgi makinalara zihnen yüklenmedikçe bir anlam ifade etmez ve bir faaliyet oluşturmaz. Dünyanın en iyi bilgisayarı en muhteşem programıyla senelerce bakışıp dursalar hiçbir halt işlememiş olurlar. Üzüm üzüme baka baka karardığı halde onlar hiçbir işe yaramadan yerlerinde tozlanıp demode olarak tarihin dijital çöplüğüne yollanıverirler.
İşte insan tembelliğinden ve sorumsuzluğundan ibretin bu harikalığını hep ıskalar. Öğütün dolaylı etkisine sığınarak yolculuğuna devam eder. İbret de fırsatı hikmet bilir. İnsanın bu kozmazdaki yolculuğunda can acıtıcı ikaz lambalarını faal kılan bir uyarıcı olarak yaşamımızın merkezine yerleşir.
İbret ne harika bir görme eylemidir! Hem de insandaki bütün azaları harekete getiren bir görmedir. Daha estetik olarak ifade edersek güzeli anlama boyutunda idrak faaliyetidir.
İbret, ruhun özgürleştiği, aklın imanın peşine düşerek zamanı aştığı, kalbin bütün faaliyetiyle oraya odaklaştığı bir yaparak yaşayarak öğrenme yani halden hale geçme işidir.
Gönlün ve zihnin hakikat yolculuğundaki benzersiz projektörü olan ibret sevap yurduna doğru giderken insana Lokmanî bir hikmet ve Hızırî bir sürat verir.
İbret, tekellüfsüzlüğün sadeliğiyle ve hakikati olduğu gibi göstermesiyle dirilişin her an nasıl gerçekleştiğini, zamanın nasıl yekpare bir an olduğunu ve insanın bu akışta nasıl yol alması gerektiğini güneş gibi gösteren bir eylem gibidir.
Ah ibret ah! İnsanlar seni hakkıyla tanısaydılar büyük bir itibar sahibi olan muhterem muteberlerden birisi olarak çıkarlardı o büyük huzura.
O Allah (c.c.) ki her daim bizi ibrete sevk ediyor. Korkutmasının bir rahmet olduğunu bize anlatıyor. Nasihatin de ibretin içinde olduğunu anlamamızı ve geç kalmamamızı istiyor.
Ehli kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın. (Haşr 2)
O Allah (c.c.) ki gözün en anlamlı ve kıymetli faaliyetinin ibret olduğunu ve ibretin şemsiyesi altına girenlerin Zat’ının tevfikine mazhar olacaklarını anlatıyor.
Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır. (Al-i İmran 13)
O Allah (c.c.) ki aklın imtiyazının ibretin levhalarında saklı olduğunu bize anlatır.
Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur’an uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir. (Yusuf 111)
O Allah (c.c.) ki varlık içindeki acizliğimizi hatta hayvanlardan daha yetersiz olduğumuzu ibret ayinelerinde göstererek bize haddimizi bildirir.
Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen, içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz. (Nahl 66)
Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz. (Mü’minûn 21)
O Allah (c.c.) ki kozmostaki kusursuzluğu, bu kusursuzluğu anlamanın yolunun ibrette olduğunu bu ibreti de ancak insanların akıllarının yeterlilik gösterdiğini söylüyor.
Allah gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakikatı gören) gözlere sahip olanlar için mutlak bir ibret vardır. (Nûr 44)
O Allah (c.c.) ki -ona külli bir niyet hadsiz bir itikatla bütün varlıkları addedince hamd u senalar olsun- ne güzel aynı zamanda sade bir öğrenme ve yaşantı oluşturma penceresini hayatımıza ibret olarak aşketmiş. Nasihatin pasif sonucundan ziyade ibretin aktif sürecini en beliğ şekilde göstermiş.
Derken Mûsâ ona en büyük mucizeyi gösterdi.
Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve isyan etti.
Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:
“Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.
Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı.
Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. (Nâziât 20-26)
İbret almak isterken Rabbimin kapısını çaldım. Niyetim asla nasihat etmek değil. Çünkü nasihati hep ibretin içinde gördüm.
Evet ibret alayım derken nasihat ettiğim anlaşılırsa üzülürüm.
Bilhassa haddimden tecavüz etmiş isem özrümün affını dilerim.