Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Gönlüm İncindi

Gönlüm İncindi

Ruh yalnızlıkta bir istirahat arar ta ki huzura kavuşsun. Çünkü beden ona dar gelmekte hatta onu daima sık boğaz etmektedir. Ruhun geçici bir evi olmaktan çıkıp sürekli öyle kalacağını düşünerek bütün yatırımı kendine yapmak ister. Hele gelişiminin hızlı öğrenmesinin yavaş olduğu ilk dönemlerdeki hali akıllara ziyan bir halet sergilemektedir. Beden hakimiyetinin aşikâr olduğu dönemlerdeki sevgisiz ve şuursuz davranışları geleceğe büyük yaralar bırakmakta ve ruhun o şeffaf yapısına görünmez ama silinmez çizgiler olarak kazınmaktadır.

İnsan çoğu zaman görünmeyen tarafının büyüklüğünü fark etmezken görünür tarafının küçüklüğünde kaybolmaktadır. Değişen bedeninin ve farklılığının aşinalığını hiç kaybolmayacak gibi bellemektedir. Daima yatırımı dışına yapar ta ki formu onu terk etmeye başlayıncaya kadar.

Çeyrek asırlık ömürlerinin her safhasına şahidim. Önceki yıllarına ve hallerine çok insan şahit. Hem de sadece şahit değil aynı zaman da kefiller.

Susmak hikmetin ta kendisidir. Fakat yapan pek azdır der Hazreti Lokman.

Süleyman amca için öyle diyorlardı onu tanıyanlar. Mesleği mevzubahis olunca en hikmetli konuşanlardandı. Mesleğinin dışındaki mevzularda ise pek az konuşurdu ya da hiç konuşmazdı. Hatice nine ise konuşmayı çok severdi hatta biraz yüksek sesle konuşurdu.

Çok cömert ve hamarattı Hatice nine Süleyman amcanın da çok nazik ve cesaretli olduğu gibi. Her ikisi de uzun yıllar hayatı beraber dokumuşlar ve çevrelerine çok güzel kokular yaymışlardı. Gittikleri yerler şenlenmiş ayrıldıkları zaman da matem havası hakim olmuştu oralara.

Zaman ilerledikçe bu iki yaşlının birbirlerine bağlılığı artmış ama tahammülleri azalmıştı. Biri diğerini hep yanında görmek istiyor öbürü ise sürekli onu eleştiriyordu. Sanki her ikisi de birbirinden hem intikam alıyor hem de birbirlerinin yaşamda bıraktıkları boşluklar acımasızca doldurmaya ama acı yaralar açmaya başlamışlardı. Neyseki birisi bu acılara aldırmıyor diğeri ise söylenenleri çok çabuk unutuyordu. Galiba yaşlanmanın en katlanır tarafı aldırmamak ve unutmaktı. Süleyman amca hayattan bunca yaş alıp çok insana faydalı olmasını yeterli görmeyerek nezaketin ve yardımseverliğin en ali mertebesinde olmayı bu yaşında bile sürdürmek istiyordu. İyi ki de tanımıştım seni Süleyman amca. Hatice nine biraz unutmasına ve hayatı yavaş yürümesine rağmen o eski güzelliğinden ve canlılığından bir de ikram ve ihsandaki varlığından bir şey kaybetmemiş gibi hâlâ hayata çok bağlıydı. Seni de iyi ki tanımışım Hatice nine.

Bugün size Hatice ninenin Soba hikâyesini anlatmak istiyorum.

Çok uzun zaman önce bilge bir demirci özenle yaptığı bir sobayı yaşlı Hatice nine ile Süleyman dedeye hediye etmek ister. Nine kendisine sorar.

-Bu nedir evladım?

-Soba diyorlar buna nine.

-Peki ne işe yarar evladım?

-Evi ısıtmaya ve ısınmaya.

-Peki bu soba ne ile ısıtır evi ve etrafındakileri?

-Yörelerin yakacağına göre değişir nine. Bazı yerlerde odunla ısıtırken bizim buralarda tezek ve gevenle ısıtır içeriyi.

-Peki bu sobanın her gün yanması ona zarar vermez mi evladım?

-Vermez nine vermez. Yeter ki yakmasını bilelim. Yani mum gibi değil güneş gibidir.

-Allah razı olsun senden evladım. Süleyman deden de çok sevinecek. Ama bir şey daha var. Ya dumanları nedeceğiz?

-Onlar için de bu boruları vereceğim.  Şuraya takarsın. Ucunu da damdan dışarı çıkarırsın. Allah’ın izniyle eve duman girmez.

-Lakin biz dediklerini yapamayız ki…

-Ben yaparım Hatice nine. Sen merak etme. Şuraları toparlayayım. Gidelim beraber.

İhsan Efendi bin bir zahmetle yaptığı sobayı hak ettiğini düşündüğü bu yaşlı çift kabul edince çok sevinmişti. Hemen sırtına yüklendi sobayı borularıyla beraber. Koyuldular Hatice nine ile evin yoluna. Bir müddet sonra geldiler eve. Kapının önüne bıraktı sobayı ve borularını. Mevsim ise yazdan sonbahara dönmüş ve soğuklar kendini hissettirir olmuştu. Nine içeri girdi ve tatlı bir sesle beyine seslendi.

-Süleyman! Süleyman gel bak kim geldi?

- Geldim, geldim! Kim geldiyse hoş geldi Haticem.

- İhsan oğlum sen şunları içeri koy. Deden biraz yavaş gelir.

-Tamam Hatice nine.

-Kim gelmiş Hatice kim?

-Ben geldim Süleyman dede. Sobacı İhsan.

-İhsan oğlum hoş geldin. Hayırdır inşallah? Haticem fazla bir şey almayacaktı. Yoksa yolu mu şaşırdı yine.

-Yok Süleyman dede yok. Hatice nine bizim fakirhanenin önünden geçince ben tuttum onu. Önümüz kış. Soğuklar da başlar gibi oldu. Size bi tane soba yapmıştım. Onu getirdim.

-Bizim ne onu alacak paramız ne de yakacak tezek ve gevenimiz var oğlum.

-Hele önce bir sobayı kuralım. Tezek ve geveni de buluruz inşallah.

-İnşallah oğlum inşallah.

Kız Hatice hele İhsan oğlumuza bir ayran yap. Çok yorulmuştur şimdi.

-Yok yok nine. Ben gidecem hemen. Dükkân kapalı kaldı. İhtiyaçları olan başkaları gelirse ayıp olur. Sonra gelirim. Sobanın üzerinde kaynayan çay içeriz inşallah.

-Söz mü İhsan?

-Söz Süleyman dede.

İhsan, Süleyman dedelerin bir odalı ve arkasında kileri olan odasında karyolanın biraz uzağına lakin odanın tam ortasına sobayı kurdu. Yolda gelirken rast geldiği her komşusuna da tezek ve geven getirmelerini söylemiş onlar da seve seve kabul etmişlerdi. Bu zamana kadar Süleyman dede ile Hatice nine hep mangaldaki ateş közüyle ısınırlar ve erkenden yatağa girerek birbirlerini ısıtırlardı. Sadece namaz vakitlerinde yataktan çıkarlardı. Bir de yemek zamanları.

İhsan, Süleyman dede ile Hatice ninenin ellerini öpüp dualarını aldı. Tam ayrılacaktı ki yoldayken sözleştiği komşuları kimisi sırtında sepette, kimisi torbada, kimisi kucağında yüklendikleri tezeklerle içeriye girdiler.

Bir anda komşularını bu soba denen şeyde yakılacak malzemelerle evlerinde gören yaşlı çift ne yapacağını şaşırmıştı. İhsan usta ise gitmekten vazgeçmişti. Gelen yakacaklarla yaptığı sobanın ne kadar işe yaradığını görmek istemişti. Komşular getirdikleri tezeklerin bir kısmını dışarı bıraktılar. Bir sobalık tezek ve geveni içeriye getirdiler. Vakit de akşamın ayazına doğru bir andı. Galiba soba yansa çok makbule geçecekti. İhsan, sobanın ön tarafından yaptığı kapaktan içeriye doğru yerleştirdi geveni. Üst kapaktan da tezekleri doldurdu. Bu arada Süleyman Dede ile Hatice nineye de sobanın nasıl doldurulduğunu gösterdi. Ardından muhtar çakmağını çıkardı cebinden. Ve duvarda asılı duran takvimin koparılmış yapraklarından birkaç tanesini Süleyman dedenin müsaadesini alarak yaktı ve geveni tutuşturdu. Soba yanmaya başlamıştı. Tezek denilen o sarı sarı kermeler hemen tutuşmaya başlamış içeriyi hoş bir sıcak hava sarmaya başlamıştı. Süleyman dede ile Hatice ninenin yüzlerindeki güzellik görülmeye değerdi. İhsan ve komşular müsaade istemiş işlerine ve evlerine gitmişlerdi.

Yaşlı çift bu soba denen harika nimete mazhar olmanın şükrünü nasıl yapacaklarını düşünerek sobanın başında minderin üzerinde oturmuşlardı. Konuşmaya başladı Süleyman dede.

-Haticem farzet ki insan sobadır. İçine konanlar emeği. Şu bizi ısıtan ateş ise emeğin meyvesi.

-Süleyman, bunca ömrümüz soba gibi her şeyi içine aldı. Bütün derdimizi içimize attık. O dertlerimiz içimizde yandı yandı kor ateş oldu. Her halde bu olgunlukla insanlara gösterdiğimiz tatlı dilimiz ve güzel yüzümüz bu şeylere vesile oldu.

-Sen ne dersen de Haticem. Ben derim ki bu memleketteki faydalı insanlar bilhassa ilimle uğraşanlar soba gibidirler. İçten içe yanarlar. Her çileye katlanırlar. Bağırlarına bazen odun basarlar bazen tezek. Bunları tutuşturacaklar ise geven ve çıradır. Bütün bunların tutuşmasıyla sobanın bizi ısıttığı gibi onlar da insanlığı ısıtırlar.

Ahir ömürlerinde mangalda ısınmak yerine sobanın başında iliklerine kadar ısınan Süleyman dede ile Hatice nine Sobacı İhsan efendiye ve komşularına çok dua ettiler. Soba ve ondan etrafa yayılan sıcaklık aynı zamanda bir temenna olmuştu.

Hiç evlatları olmayan bu yaşlı çiftin hayatı soba gibi etrafa ateşin sıcaklığını yaymıştı. Onlara soba hediye edildiğini duyan her güzel kentli kışlık yakacaklarından bir miktar Süleyman dede ile Hatice nineye getirmişlerdi. Neredeyse sobanın birkaç yıllık yakacağı birikmişti.

Maatteessüf talih onlar için böyle yaver gitmeyecekti.

Yaşı ve hastalığı ilerleyen Süleyman dede sobanın yakınına yaklaştırılan yatağın içinde beklenmedik bir sonbahar gününde gözünü hayata yumdu. Hatice ninenin kalbiyse bu ayrılığa ancak iki hafta dayandı. O da komşuların yaktığı o çok sevindikleri sobanın başında ve sabah seher vaktine yakın sevdiğine kavuşmuştu. Birkaç yıl keyif sürecekleri sobanın sefasından birkaç ay bile istifade edememişlerdi.

İhtiyarlıkları fazla muhtaçlığa varmadan hitama ermişti. Rahmet imdatlarına yetişmiş ve kimsesizlerin kimsesi olan Rabbin rahmeti onları daha sıcak bir iklime götürmüştür diye bütün köylüler arkalarından gözleri nemli temennada bulundular.

İhsan Efendi ise bu elim haberlere çok üzülmüştü. Bir daha soba yapmamaya karar vermişti.

Bu defa ruh seyrana beden ona tabi olmaya başlamıştı.

Güncellenme Tarihi
  • 18 Ocak 2026, 00:28
Yazının Adı
Gönlüm İncindi