Hayat, insanın üzerindeki gök kubbe iken edebiyatsa o gök kubbeye tırmanma ve onu tanıma eylemi gibidir.
Edebiyat hiçbir zaman hayatı yapamaz. Sadece onu tanıyacak estetik tavırlar almaya çalışır. Nitekim bizzat hayatın içinde yapılanlardan biri de edebiyattır. Çünkü hayat büyük kudretten külli iradeden süzülmüş bir hakikat iken edebiyat cüzi iradeden ve küçük kudretlerden varlık sahnesine çıkmaya çalışan uğraşlardır. Hatta her zaman edebiyat hayata tutunarak varlık sahnesinde olur. Bu varlığın ana yaşam bağı, sözdür. Sözün giydiği kıyafetlerin umumi adı nazım ve nesirdir. Bu kıyafetlerin yeni ve güncel kreasyonlarla modaya uygun sunulduğu defilelerinde sergilenenler ise şiir, roman, hikâye, tiyatro, deneme vs.dir.
Hayat, varlığın içinde yüzdüğü nihayeti zor anlaşılan bir okyanus, her daim bu okyanusa dökülen göğün maviliğini yansıtan muhteşem deniz, bu denizlere gürül gürül akan nehirler iken edebiyat kırık sandallarla bu azamet coğrafyasında dolaşan çoğu zaman da yolunu bulamayan yolculuklar silsilesidir.
Edebiyat bu büyülü yolculuğunda çoğu zaman kendinden geçerek hezeyanlarda bulunur ve gerçeklikten uzaklaşır. Bir anda üzerinde dolaştığı altında yürüdüğü ve içinde gezdiği hayatın sadece kendi peşinde dolaştığı zehabına kapılır. Gördüğü serapları ve yansıttığı yıldız böceği ışıkları güneşe ve aya nispet ederek haddinden çok tecavüz eder. Ahmet Hamdi Tanpınar Mahur Beste’nin sonunda kahramanı Behçet’e bütün kurguların hayat karşısındaki itirafını yaptırmış değil miydi: Siz kâinatın etrafınızda dönmesini istiyorsunuz. Düşünmüyorsunuz ki hayat sizi mahrekinin dışına atmış. Hayat kimsenin etrafında dönmez, herkesle beraber yürür.
Edebiyatın hayat içinde varlığının en aşikâr eylemi bir nehirde iki kez yıkanmaz gerçekliğini resmetmesidir. Hayatın zaman içinde yaşanmışlığını unutulmaktan kurtararak estetik bir yapıya büründürüp yazılı hafızasını oluşturmasıdır.
Hayat her varlığı kuşatıp sahneye çıkarırken kendisi de onlarla sahnelenir. Ancak hayat o kadar latif, yüce ve iyi estetik bir değerdir ki olduğu her yerde herkes onu göremez. O, görünen ve görünmeyen her şeyin içindedir. Edebiyat hayatın bu şümullü hususiyetini kendine rehber yaparak onun basamaklarında tırmanıp yayıldığı haritalarda kendine yer edinir. Üzerinde yeşerttiği hayatların nazarlarına ilişerek varlığını kutsallaştırıp yeryüzünde bir yayılım gösterme gayesiyle didinip durur.
Hayatı görünür kılma hem de güzellik duygusuyla görünür kılarak onu anlaşılır hale getirme gayreti olan edebiyat zeminle sema arasında insana en hoş gelen hayata dayanarak var olan en insani estetik eylemdir. Çünkü hayatı en iyi anlayan edebiyat hayat tarafından yapıldığını bildiği için onun hakkında en iyi konuşandır.
Daha önceden keşfedilmiş olan edebiyatla ilgili her türlü fantezi ve düşler, hayal ve düşünceler hayatın olduğu yerde varlığını gösterir. Çünkü hayatın olmadığı bir beden yokluk derelerinde karanlık dehlizlerindedir.
Hayat, mutlak gerçekliğin insan dahil bütün eşyada form ve içerik bağlamında bir yapı oluşturarak teşhir edilmesidir. Edebiyat ise kurgu denilen kendi gerçekliğini bir yansıma tarzıyla dilin her türlü imkânlarını kullanarak hayata yapışarak yol almasıdır.
Ne şiir ne roman ne hikâye ne de diğer edebi ürünler hayatı yapmıyor. Hayatın önünde gitmiyor. Hayatın mahiyet ve hakikatini hikmet ve semeratını tasarlamıyor. Kendisine bahşedilen özelliklerle hayat hakkında bir resim yapıyor fotoğraf çekiyor kompozisyon yazıyor. Ta ki hayatın kendinde yansımaları görünsün ve hayatla olan ilişkisi daima varlık sahnesinde yer alsın.
Hayat bütün bu süzülmüş saflığın dışında bir cemiyet yaşantısı, insanın yaptıklarının toplamı olan bir monoton yapı ise o zaman edebiyat daha etkin ve yaşanılabilirdir. Hatta daha çok arzu edilebilir bir eylem olarak karşımıza çıksa da yine de hayatın çok ilerisinde değil ama fazla gerisinde de kalmaz.
Bugün hayata dair konuşulanlar çak kaba ve can acıtıcı ise bilin ki onun gök kubbesinde edebiyatın bilhassa sözün estetik kıymeti kaybolduğundandır.
Ne yazık ki daha kaba ve insansız zamanlar bizi bekliyor.
Umarım hayat ve dahi edebiyat çok geç kalmadan yeniden insanlığın sema ve zeminine konuk olur vesselam.