Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Çalışmak ve Gülmek

Çalışmak ve Gülmek

Çalışmak ve gülmek insan olduğumuzu başka bir şey olmadığımızı gösteren vasıfların en aşikârlarındandır. İnsanı varoluşsal boyutuyla diriliş yolculuğunda sürekli kıyamda durdurup kıyamet aşısını hayatına her an zerk eder. Biri bedenin dirilişini gösterirken öbürü ruhun nurani varlığını, naif var oluşunu anlatır.

Çalışmak ve gülmek iç enerjiyi bedeninin her haline aksettirerek insanları hemcinsleri içinde istenilen varoluşsal yolculuğunda devrimci halinden ziyade merhamet kuşağındaki yaratılış yansımasını ortaya çıkarır.

Bunlar ayrıca öyle riskler barındırır ki karamuklarında farkında olmazsanız en başta sizi içten içe tüketir. Bir de bakmışsınız ki yapayalnız kalmışsınız. Bir boşlukta tek başınızasınız. Çalışma ve gülmenin yolculuğunuzda hep aynı ritim ve ahenkle devam etmesini isterken aslında onlar sizi o basamaklardan yavaş yavaş aşağı atar. İstenilen performansı görmediğinde de sizi yetersiz görür. Bunu bir türlü anlamak istemezsiniz. Hep aynı kalacağınızı düşünerek trajikomik bir hale düşersiniz.

Uzun yıllar önce tanımıştım onu. İlk gördüğümde nasıl bir insan diyerek garip bir iç konuşmanın içine düşmüştüm. Çok çalışkan olanlar mesafeli, yalnız, biraz da gururlu ve ihtiraslı olurlardı. Sürekli gülenler ve dahi güldürenler de komik biraz hafifmeşrep azıcık da babacan olurlardı. Onda çalışmanın ve gülmenin bu vasıfları yok gibiydi. Çalışkandı ama mesafeli değildi. Yalnız görünmüyordu. Gururlu hiç değildi. İhtirası ise sadece kendineydi. Sürekli gülerdi hafifmeşrep değildi. Komik asla değildi. Babacanlığı bir miskinlikten öte sahipliğe ve merhamete dönüktü.

Bu iki halini rasat altında tutup onu hep izledim. İş hayatından aile hayatına kadar yaşam çizgisinde ona hep dışarıdan baktım. İçeriden de tanımaya gayret ettim.

Hayatın dışa dönük kariyer basamaklarında hızlıca yol alıyordu. Sanki başarı merdiveni çalışmanın ve gülmenin bir sonucu olarak sürekli ayaklarının altında aşağıya doğru gidiyor kendi de yukarı doğru çıkıyor zannıyla dönüp hiç geriye bakmıyordu. Kariyer, aile ve çocuk, maddi kazançlar ve bu dünyada arzu edilen ne varsa çoğunu çalışmak ve gülmekle elde ettiğini bunların haklı sonucu olarak da bildiği yoldan şaşmadan yolculuğunu bırakmadan aynı hızla devam emekteydi.

Vaessefa vahasreta! Hayat ona büyük bir oyun kurmuş o da rolünü çok iyi oynamış gibi kısa süre bir sahnelenmeden ve kurgulanan rolünü yerine getirmeden sonraki sarhoşluk halinden uyanmıştı ama geç kalmıştı.

Çalışmak öyle büyülü bir gerçek şeklinde zihnini ve duyularını istila etmişti ki elde ettiği her kazanımın bunun bir neticesi olduğunu ve çalışmadığı günün onun için bir ziyan olduğu bilinci eylemlerinin her noktasına yerleşmiş gibiydi. Hatta buna Efendimizin iki günü denk olan ziyandadır kutsal delilini getirerek öyle bağlanmıştı ki sadece bir kutsala bağlanarak diğer bütün kutsalları yaşanılır kılmaktan nasıl alıkoyulduğunu fark edemediğini anladım.

Evet çalışmak ibadetti an şartla ki Müslüman saatine göre. Yani Kur’anî ve Muhammedî bir zaman planlamasına göre çalışmak ibadetti ve insanın iki günü denk olunca zarardaydı. Yani insan günün içinde günün sahibinin insandan istediği zamanı nasıl uyguladığını Hazreti peygamberin yaşamını esas alarak çalışmak ibadetti. Namazın hırsızı olmadan vaktin evladı olarak, ailenin hukukuna tecavüz eden olmadan vaktin evladı olarak, anne baba ve akrabaların haklarını sıla-i rahim bağlamında yerine getiren vaktin evladı olarak, dünyayı sırtına alan değil dünyanın sırtında ve bütün bu güzelliklerle beraber giden bir çalışan olarak iki günü denk olan zarardaydı.

Hayatına dahil ettiklerinin çalışma süresini azalttığını düşündüğünden çalışmadan arta kalan zamanı hayatına dahil edilenlere ayrılmasını yeğlerdi. Halbuki onlardan arta kalan vaktin daha kıymetli bir çalışma zamanı olmasını bir türlü anlayamamıştı. Çalışmaya başladığı o ilk andaki hız ve temponun hayatına gelenlere denk tutulmasını hatta hayatına girenlerden öncelenmesini bilinç altında kabul ederek doğrudan hayata daha çok vakit ayırmış hayatına dahil olanlara ise daha az zaman taksim etmişti. Bunun bedelini de ağır ödemişti. On yıllar geçmesine rağmen çalışmanın bu gerçekliğini anlayamayan aziz dostum hâlâ da direniyor anlamamaya.

İmamı Gazali der ya göz her şeyi görür kendini göremez. Her karşılaşma ve ayrılışımızda kendine iyi bak dedim ama bir türlü ne demek istediğimi tam ifade edemedim veyahut anlamak işine gelmedi. Karşılaşmalarımızda düzgün bedeni, genç ve bakımlı veçhesi aynı kıyam ve kıvamda kariyer basamaklarında yükseldiğini söyleyerek kendine iyi baktığını ima ediyordu. Her defasında kendine iyi bakmadığını sadece baktığını söyledim. Buna da burun kıvırarak aynı hal üzere devam etti.

Sürekli gülmesinin başına neler açtığını bir anlatsam dillere destan evlere şenlik bir hal olur. Sürekli gülen her tarafı yamalıklı bir kumaş giyen adam gibidir. O kumaşa bütün kumaşlar yamalanır ve tutunur. İster iyi niyetli ister kötü niyetli ister çuvaldız ile ister iğne ile ister bir terzi dükkanında ister bir moda evinde isterse bir apartman altındaki fason atölyede isterse modern bir giyim fabrikasında olsun mutlaka o kumaşa tutunmak isterler. Saf ve temiz olan o gülen kumaşa tutunanlar yekpare kalırken o, parçalanmış ve paralanmış bir kumaş olarak bunca tutunmadan sonra ne kendi kalır ne de başkaları olur. Ortaya karışık bir şey gibi herkesin beğendiği ama hiç kimsenin üzerine alıp giymek istemediği ara bir form kumaş gibi sergilenip durmaya varlığını devam etmeye çalışır. Yedi Kocalı Hürmüz gibi herkes ona tutunurken hiçkimse onu tutmadı. Benim gücümse onu kendine baktırmaya yetmedi.

Birgün ona Sezai Karakoç’tan şu mısraları okumuştum.

Bahar yaz güz kış

Ben Sen İsa ve Yahya

Bir gülü yetiştirmek için

Yaratılmışız

Şükür Tanrıya

Sen bu hayatta hangi gülü yetiştirdin demiştim. Her zamanki kahkahasını attı. Ama bu defa kahkahanın ardından büyük bir ah çekti. O tebessümlü ve güzel simasının binlerce perde gerisinden gelen şefkat ve merhamet bakışıyla tek kelime etmeden elindeki kitabın sayfalarından şu satırları okudu: Evet, insan evvelâ nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra zihayat mahlûkları, sonra kâinatı, dünyayı sever. Bu dairelerin her birisine karşı alâkadardır; onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu hercümerç âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından, biçare kalb-i insan her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ıstırap içinde kalır. Yahut gafletle sarhoş olur (BSN).

“Evet şükürler olsun gaflete dalmadım. Ama bir dost da bulamadım. Ellerimin yapıştıkları sadece elimi değil yüreğimi de kanattı. Aldandım ama kimseyi aldatmadım. Yalnızlığıma çekeceğim bir yalnız bulamadım. Galiba o boşluk hep öyle kalacak. Hep bana takıldığın bu çalışma ve gülmenin arka planını umarım biraz aralayabilmişsindir. Daima önüme koyduğun o hayatı istemediğimi mi zannediyorsun. Ne çok istediğimi bir bilsen. Ama başaramadım. Ben de en azından çalışma ve gülmeye sarılarak oradaki mahrumiyetimi azaltmaya çalıştım. Bir de güzelliğe daha doğrusu güzel olanlara. Yaşım ilerledikçe bu ikisinin de beni yavaş yavaş terk ettiğini fark ediyorum. Lakin benden giderken diğerleri gibi beni paralayıp canımı acıtmıyorlar. Varsın benim bu dünyadaki yolculuğum bu iki şey üzere olsun” dedi tekrar çalışmaya devam etti. Sonra beklemediğim bir mahzuniyet ve acziyetle tekrar bana döndü “biliyor musun bütün bu mahrumiyetlerimi gidermek için Allah bana yeni bir fırsat verdi hem de bir gül yetiştirmek için” dedi. Heyecanla söyleyeceği şeye kulak kesildim. “Yıllardır babama ve anneme hizmet etmek istedim ama çalışmak ve gülmek hep buna mani oldu. Onlar da bunu benden hiç istemediler. Bu halimin normal olduğunu bana öğrettiler. Ama şimdi onlar hizmete muhtaçlar ben de o gülleri yetiştirmek için canhıraşane hizmet etmeye muktedir ve hazırım. Hem de hayatın bütün hay u huyunu görmüş iki gülü yetiştirmek için Allah bana fırsat verdi. Şairin dediği gibi şükürler olsun Tanrıya bana bir değil iki gül yetiştirmek için yeniden bir fırsat verdiği için. Bu görünüşteki hareketliliğime ve gülmeme kanma sakın. Tek derdim var o da bu güllerin hakkıyla bakımını yapmak. İnşallah bu halim ömrümün en güzel zaman dilimleri olur” diyerek duygulandı ve kaygılı biraz da içli bir halle “yaşarsak yıllar sonra bizi bir gül görüp yetiştiren olacak mı” diyecekti ki kelimeler boğazına düğümlendi. O her zamanki kahkahasını da atamadan bana sırtını dönüp çekip gitti uyumaya.

Yıllar sora gelen bu itiraf bana bir şey daha öğretmişti.

Hiçbir şey göründüğü gibi değil vesselam…      

Güncellenme Tarihi
  • 14 Mart 2026, 23:58
Yazının Adı
Çalışmak ve Gülmek