Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Beni Seviyor musunuz!

Beni Seviyor musunuz!

Sevilmek için yaratılmıştı. Hem de en çıkarsız ve umarsız olanından. Öyle de oldu. Ancak bedeli ağır oldu.

Sevilmenin ilk bedelini babasız kalarak ödedi. Babası onun için kurban olmayı dahi kabul ederken. Kurbanlık bedeline yüz deve kesilirken. Yüzüncü deveye gelinceye kadar boğazlanmış her bir deve gibi acıyı hissetmişken. O ise İsmailî halini devam ettirmek için hiç tereddüt etmedi. Yusufî güzelliğin İbrahimî imanın tezahürlerinin bulunduğu babasını göremeden yaşama gözlerini açtı.

Bir ömür babasızlığın acısını yüreğinin saf masumiyetinde hissetti. ‘Sen olsaydın baba belki bu kadar yalnız kalmaz ve zulme uğramazdım’ der gibiydi. Kısa süre sonra ve annesinin kokusuna tam alışamadan dedesini babasının yerine koymuş babasızlığın acısını dindirmeye başlamıştı.

Gölgesi neredeyse hiçbir yerde olmayan bir Meryemî annenin sinesinde gözlerini dünyaya açarken babasızlığın acısını unutur gibi olmuştu. Annesi de onda kocasının yokluğunu unutturan bir farklılığı görünce bir saniye bile ayrılmanın ne büyük bir ıstırap olduğunu bütün zerrelerinde yaşar gibi kavuşmadaki ayrılık acısını çekmeye başlamıştı. Onu beyazlar içinde kucağına alırken ayrılık acısının hayali elini kolunu bağlar bir soğukluğu ruhunda hissettirirken mahzunluğun kederini Rabbine arzediyordu.

Bu sevinç kısa sürdü. İklimin aczine uğradı. Coğrafya kaderini hazin bir şekilde dokumaya başladı. Onu doğuran annenin sinesinden tam dört sene ayrı kalarak annesizliğin acısını yaşadı. Dört yıl dört asır gibi geldi ona. Annesine ise tarifi mümkün olmayan rakamlara sığmayan bir zaman dilimiydi bu ayrılık zamanı.

Ve onu taşıyanlar yönünü tekrar annesine çevirirken hayat ve içindekiler yeniden yeniden yaratılıyordu. Varlık onu sağ salim annesine kavuşturmak için büyük bir dikkat ve teenni ile doğduğu yere doğru yol alıyordu. Havasından suyuna taşından toprağına hayvanından insanına sefine-i arz Nuh’un gemisi gibi onu yeniden annesinin sahil-i selametine taşıyacak bir heyecan ve halecan içindeydi.

Ve annesi onu bağrına yeniden basarken dedesi bu kutlu kavuşmayı bütün aleme yeniden ilan ederken çölün hırçın sıcaklığı baharın meltemine hem de bütün ruhları sakinliğe ulaştıran bir narin meltemliğe evrilmişti. Cenneti bir iklimin tezahürleri o coğrafyaya yayılıyordu. Göğün yağmuruyla annenin göz yaşları birleşince merhamet ve muhabbet dalga dalga çöle yayılıyordu.

Göğsündeyken gözlerini dikmişti annesinin gözlerine. İlanihaye o gözlerde kaybolmak ve onlarla bakmak ister gibiydi. Çok sevildiğini biliyordu ama bunun yarım kalacağını hissettiğinden aniden gözlerini annesinin gözlerinden alıyor ve beyazlar içinde istikbalin ucu görünmeyen ufuklarına yöneliyordu. Ani irkilmelerle tekrar dönüp anacığının sinesine sokuluyordu. Bu halin endişesi anacığını daha büyük acılara giriftar ediyor bütün içtenliğiyle ona sığınak ve şefkatli bir ocak olmak istiyordu. Evladına doyamayacağının hissi onu insanlığın en kederli yüzüne sahip bir anne haline sokuyordu. Bu acıdan ötürü çocuğuna daha çok sarılıyor neredeyse nefessiz bırakacak bir şuur kaybı yaşayacak hallere giriftar oluyordu.

Ve bu sıcak kucakta iki yıl kalabilmişti. Altı yaşında iken annesini kaybetmişti. Tutunduğu dallardan tek tek ayrılığa duçar oluyordu. Kısa süre sonra dedesini kaybedecek ve yalnızlığı daha çok artacaktı. Bu defa amcasına tutunacak, eşi sığındığı en büyük liman olacaktı. Onu sevenler çoğaldıkça sevmeyenler de etrafında karabulutlar gibi dolaşacaktı. Sevenlerin kalkanı sevmeyenlerin bütün saldırılarına siper olacaktı.

Yıllar geçtikçe onu sevenlerin çoğalması sevmeyenlerin kararmış ruhlarını daha kemirgen ve agresif bir hale sokuyordu. Onu sevip bu karanlıktan kurtulma yerine sevmemenin en çirkin noktası olan zarar verme haline evriliyordu halleri. Bundandır ki türlü türlü kötülükler yapmak için boş durmayan kötücül ruhlar ve insan bozması müşrikler boş durmuyordu.

O artık kendini düşünecek sevilmesini dile getirecek bir durumdan çoktan dûr kalmıştı. Tek derdi onu sevenlerin zarar görmemesiydi. Alışmıştı hakaret edilmenin ve sevmemenin sevimsizliğine ve soğukluğuna. Ama onu sevenlere yapılan bed muamelelere tahammül edemiyordu.

Bir daha kırılıyordu onu çok seven ve sevdiğini herkese ilan eden bir dal. Baba yerine koyduğu, dedesinin bütün nasihatlerini uygulayan amcası vefat etmişti. Bundan sonra her şeyden tecerrüt etmiş saf hakikat gibi ona hayat arkadaşı, kalbinin can yoldaşı eşine sığınmıştı.

O sevildikçe ve sevilmeyi hak ettikçe hüzün de sağnak yağmur gibi semtini ıslatıyordu. Sevmeyenlerse hudayinabit gibi zararlı ayrık otları olarak en yakınında bitmeye devam ediyorlardı.

Sevilmenin hemen yanı başında duran hüzün onu hiç terk etmiyordu. Hatta daha çok semtine uğruyordu. Gün geçmesin yaşam sofrasının en baş tarafında oturmaya ona çok yakın olmaya karar vermesin hüzün. Ve bütün bu hüzünlü haller sevdiğinin limanında demirleyerek sevince kalbediyor hayata sevildikleriyle beraber olmanın sevinciyle tutunuyordu.

Ve öyle bir gün geldi ki ölüm denizi sevdiği kadın limanını da dalgalarına alarak onu hayat sahilinde arkadaşlarıyla baş başa bıraktı. Bunu fırsat bilen sevimsizler ve muvahhiş müşrikler kötülüklerini artırmaya sevimsizliklerinin bütün çirkinliklerini aşikar etmeye başladılar.

Hüzünlü yıllar hatta aylar neredeyse günler ve anlar gün geçtikçe artarken o ısrarla doğduğu vatanında kalmak ve hayatının en anlamlı varlıklarının yanında durmak istiyordu. Lakin hakikati görmeyen gözlerdeki örümcek kalplerini de sarınca sevilmeye dair çok şey kalmamıştı doğduğu yerde.

Öncüler olarak onu sevenleri gönderdi sevildiği yere. Sonra arkadaşıyla sessiz ve sedasız ayrıldı doğduğu yerden.

Bütün hüzünlerin yanında bu hüznün acısı çok ağır gelmişti ona. Dönüp dönüp bakmıştı beldesine ve ‘bir gün yine sana geleceğim’ diyerek gecenin karanlığında ve büyük tehlikeler arasında ayrıldı.

Bir tarafı kalmıştı doğduğu yerde diğer tarafı heyecanla kavuşmak istiyordu bekleyenlerine. Gideceği yerdeki hazırlıklar büyük bir endişe ve ümit arasındaydı bütün gözler de ufukta. ‘Ya bu dünya gözüyle onu göremezsek, başına bir şey gelse, ona kavuşamamanın hasreti bizi kül eder, Allah’ın bize en büyük ihsanı olan bu nimete kavuşamazsak Yesrip çok karanlık ve garip bir belde olur’ der gibiydiler onu sevenler.

Ve bir Yahudi’nin sesi duyuldu ‘işte o geliyor. Veda tepesinden göründü.’ Bütün Yesriplileri sokağa döküldü. O şehir böyle bir şeyi hiç görmemişti bir daha da göremeyecekti. Sağ salim sevdiklerine kavuşan Yesripliler ne yapacaklarını şaşırmıştı. Herkes onu evine misafir etmek istiyordu. Devesine dokunanlar, yularını kendi evine doğru çekenler, onu seyretmenin doyumuna eremeyenler ama ona sağ salim kavuşuverenler gerçekten cenneti bir anın hoşluğuyla dolunayın etrafındaki en güzel haleler gibi onu etrafında olmanın halvetiyle kendilerinden geçiyor ve şükrü nasıl yapacaklarını şaşırmış bir halde Yesrib’in sokaklarını dolduruyorlardı. O ise herkese misafir olmak istiyor ama hiçbirisine gideceğini söyleyemiyordu. Sevilmenin anlamı da buydu zaten: tercih etmemek. Sadece ‘devem kimin evini tercih ederse orada konaklayacağım’ diyerek hakiki sevgiye karşı iradesinin acizliğini böylece beliğane ortaya koyuyordu.

Evet onu sevenlerin hepsi sokaktaydı. O da bunu görünce çok şükretmişti. Bilhassa çocuklara dönüp ‘beni seviyor musunuz’ deyince o minik kalplerin dillere yansıyan muhabbet sözleri bunca elemli zamanın hüznünü alıp götürmüştü sanki. O da ‘vallahi ben de sizleri çok seviyorum’ diyerek Yesripli çocukların sevincine ortak olmuştu.

Evet ey sevgili vallahi biz de seni çok seviyoruz sevmeye layık olmazsak da. Sevdiğimizi tam asrımıza anlatamazsak da seni çok seviyoruz. Şairimizin seslendiği gibi seslenmek istiyoruz size.

Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,

Aylar bize hep Muharrem oldu!

Akşam ne güneşli bir geceydi...

Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!

Âlem bugün üç yüz elli milyon

Mazlûma yaman bir âlem oldu:

Çiğnendi harîm-i pâki Şer’in;

Nâmûsa yabancı mahrem oldu!

Beyninde öten çanın sesinden

Binlerce minâre ebkem oldu.

Allah için, ey Nebiyy-i Ma’sûm,

İslâm’ı bırakma böyle bîkes,

İslâm’ı bırakma böyle mazlûm.

Güncellenme Tarihi
  • 07 Aralık 2025, 00:40
Yazının Adı
Beni Seviyor musunuz!