Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Bedenin Sessiz İsyanı: Gerçeği İnkâr Ettikçe Nasıl Hastalanıyoruz?

Bedenin Sessiz İsyanı: Gerçeği İnkâr Ettikçe Nasıl Hastalanıyoruz?

Alice Miller'ın “Beden Asla Yalan Söylemez” kitabından yola çıkarak, kronik rahatsızlıkların ardındaki görünmez yükler üzerine bir farkındalık çağrısı. Son dönemlerde sıkça karşımıza çıkan bir düşünce var: Fiziksel belirtiler (hastalıklar), bedenin, hayati işlevlerinin (gerçek hikâyeye sadık olmak dâhil) sürekli görmezden gelinmesine verdiği tepkilerdir. Bu çarpıcı çıkarım, İsviçreli psikanalist Alice Miller’a ait ve modern tıbbın sıklıkla görmezden geldiği temel bir gerçeği işaret ediyor: Beden, hakikatimizin gardiyanıdır. Eğer sürekli baş ağrıları çekiyorsanız, sindirim sorunları yaşıyorsanız ya da açıklanamayan kronik ağrılarla boğuşuyorsanız, bedeniniz size basitçe bir “arıza”dan değil, bastırılmış bir hikâyeden bahsediyor olabilir.

Miller’a göre, çoğumuz çocukluğumuzda, hissetmemiz gerekeni hissettiğimize inanmak üzere yetiştirildik ve hissetmeyi kendimize yasakladığımız duyguları (öfke, nefret, acı) hissetmemek için elimizden geleni yaptık. Bu inkâr, genellikle geleneksel korkunun (başkası ne der?) talepleri tarafından zorlanır. Bu durum, sevgi olmayan; beklentiler, yanılsamalar, itaat ve inkârla dolu yıkıcı ve aynı zamanda da kronikleşmiş bir bağlılıktır. İşte burada Miller’ın psiko-biyolojik yasası devreye girer: Bu ahlâkın bedelini beden öder. Hissetmemiz gereken öfke, hüsran veya korku gibi duyguları kendimize yasakladığımız sürece, sonunda hastalanırız diyor.

Bedenimiz, zihnimiz gibi kelimelerle kandırılamaz. Beden, ahlaki kurallara ya da toplumun beklentilerine göre değil, yalnızca gerçekten hissettiğimiz duygulara tepki gösterir ve gerçeklere göre yaşar. Çocuklukta maruz kaldığımız zulmün (duygusal ihmal, istismar veya aşağılanma) izleri, bedenin hücrelerinde saklı kalan bilgiyle çelişir. Bu bastırılmış duygular, bilinçli olarak fark edilmedikçe, bedenin isyanı hastalık diline dönüşür. Örneğin, ünlü yazarlar Dostoyevski, Kafka ve Nietzsche’nin trajik hayat öyküleri, ebeveynlerine duydukları bağlılığın bedelini ağır hastalıklar ve erken ölümlerle ödediklerini gösterir. Kafka’nın tüberküloza yakalanması ya da Proust’un astım nöbetleri geçirmesi, gerçeği gizleme çabasının bedensel bir sonucuydu.

Peki, bedenimizin bize fısıldadığı bu gerçeği dinlemezsek ne olur? Çoğu insan, kendi bedeninde saklı olan bilginin kendilerine kılavuzluk etmesine izin vermek yerine, ilacın ya da uyuşturucunun gücüne inanmayı tercih eder. Uyuşturucular, alkol ve reçeteli ilaçlar, gerçek duygulara götüren yolu tıkayarak, acıyı ve korkuyu geçici olarak bastırabilir. Ancak bu yapay çözümler, bedenin yaydığı önemli sinyalleri yok saymaya yarar. Eğer bu mesaj yok sayılırsa, beden kendisini duyurmak için yeni ve daha amansız sinyaller yaymak zorunda kalır. Yetişkinlikte depresyon, tükenmişlik ya da kronik hastalıklar olarak kendini gösteren bu belirtiler, aslında bastırılmış acıların ve inkâr edilen duygusal ihtiyaçların ta kendisidir.

Kendimizi bu kısır döngüden kurtarmanın tek yolu, hakikatin, gerçeğin bütün sonuçlarıyla birlikte kabul edilmesidir. Bu, ebeveynlerimizden intikam almak anlamına gelmez, aksine kendi içimizdeki çocuğun acısını ciddiye almak demektir. Böylesi bir yüzleşme cesareti gösterildiğinde, kişi kendindeki belirtilerden arınabilir, kendini depresyondan kurtarabilir, yaşama sevincini tekrar kazanabilir. Çünkü duygularımızla savaşmayı bırakıp onlarla yaşamayı öğrendiğimiz zaman, bedenimizde artık bir tehlikenin tezahürlerini değil, kişisel tarihimizin faydalı izlerini görürüz.

Bedeniniz asla yalan söylemez. Ona kulak vermeyi ve size sunduğu hayat öyküsünü dinlemeyi tercih ettiğiniz an, özgürleşme yolunda ilk adımı atmış olacaksınız diyor Alice Miller.

Güncellenme Tarihi
  • 07 Aralık 2025, 00:37
Yazının Adı
Bedenin Sessiz İsyanı: Gerçeği İnkâr Ettikçe Nasıl Hastalanıyoruz?