Sakın sözleriyle diye hemen anlamayın. En iyi fiilleriyle anlatır. Hem de sadece aklıma değil kalbimin en ücra köşelerine hayallerimin en derin bölgelerine sırlarımın en ulaşılamaz kıyılarına his ve heveslerimin hiçbir boşlukta kalmayacak beklentilerine cevap vererek Allah’ı anlatır.
Ve ben döner derim ki ey hazreti insan! Sen Rabbimin en evvel ve en ahir sanatı olmakla ve onu bilmek ve bildirmek gayretinle şereflenmeyi hak ediyorsun. Hem de asıl tam bilemediğini ve bildiremediğini daha çok beyan etmek gayretinle ve son nefesine dek bu emelinden vaz geçmemek aşk ve şevkinle bunu hak ediyorsun.
Mesela ben bir insanın yaptığı çadıra oradan evine ardından konağına daha sonra köşküne, malikanesine ve nihayetinde bütün ömrünü harcadığı yegâne sarayına girerim. İlk gözüme çarpan hatta bu mekânların her karesinde gözüme çarpan tesadüfün oradan kovulmasıdır. En iyi ihtimalin gerçekleşen ihtimal oluşu ve kaosun bir düzen içinde etrafta boy göstermesidir.
Bu insani eserlerin her birisinde her adımda karşıma çıkan bir failin yani öznenin varlığıdır.
En basit eylemden tutun en sanatlı olanına kadar her fiil beni mutlaka bir faile götürür.
Her eylem beni mutlaka bir eyleyenin varlığına götürür.
Her sanat mutlaka bir sanatkarın varlığını aklıma, kalbime ve bendeki arayışın bütün beklentilerinde olanlarına götürür. Bir boşluk kalmaz ortada.
Günlerce aylarca gözlemlerim insanın bu mekânlarını. Failsiz bir fiil, sanatkârsız bir sanat ve eyleyeni olmayan bir eylem ararım. Bütün aradıklarımın yokluğunda bulurum Rabbimin varlığını.
Sonra evden çıkar çarşıya giderim. Çarşının her köşesinde ve insan elinin dokunduğu her nesnesinde bir fail ve sanatkâr görürüm. Buradan da tesadüfün kovulduğunu anlarım. Bütün çarşıyı şenlendiren her eşyanın onu elde etmek isteyenlere bir yapandan tezahür ettiğini haykırdığını bilirim. Ve ben bütün o eşyaların suretlerinden hızlıca kurtulup siretlerine intikal ederek arkalarındaki külli aklın faillerini görerek bir kez daha hazreti insana teşekkür eder minnetlerimi sunarım.
Sonra büyük fabrikalara giderim. Hayatımda beni en çok heyecanlandıran bu büyük fabrikaları çok uzun bir süre gözlemlerim. Bir ürünün ham madde halinden banda düşen son haline kadarki bütün süreçlerini izlerken hazreti insanın bilgeliği ve biricikliği karşısında hürmetle eğilerek temennada bulunurum. Çünkü hayret ve hayranlıkla ürünleri değil insanın failliğinin derinliğini gözlemleyerek hiçbir şeyde tesadüfün, tabiatın ve şirkin yerinin olmadığını anlarım.
Sonra insanın yazdığı bir kitabı baştan sona okurum. Kitabı oluşturan her seste harfte kelimede cümlede paragrafta sayfada ve bütün kitapta yazarını yani insanı görürüm. Dünyada insan tarafından yazılmış bu en güzel kitabın sayfaları arasında dolaşırken bana en heyecan veren şey yazılanın ötesinde yazanın varlığını her adım başında hissetmemdir. Çünkü insan hayret ve hayranlığını yazılandan ziyade yazandan alır. Ve kitabın da bütün harfleri ve içinden yükselen o muazzam sesleri bizi böyle sevimli kılan ve varlığımızı sizlere ulaştıran bir müellifimiz var asıl bizden çıkıp ona gidiniz ve onda sakinleşiniz derler.
Sonra insan hayal ve tasavvurundan şekillenmiş bir resmin karşısına geçer ya da bir ihtişamlı mimarinin içinde dolaşırım. Renklerin aldığı değer, taşların giydiği cevher başımı öyle döndürür duygularımı öyle dairelerde gezdirir ki kendimden geçecek olurken birden uyanırım ve hazreti insanın karşısında yeniden hürmetle temennada bulunurum. Çünkü o renkler derler ki biz bin yıl bir yerde olsak hiç yerimizden kıpırdayamazdık. Bu şekilde bir desen oluşturamazdık. İnsan denen canlı bizi bu hale getirdi. Ve insan denen başka canlı da aslında bize bakarken bizi bu hale getireni seyrediyor. Mimarinin her hayret veren eseri ve musikinin en ihtişamlı notaları da aynı dili haykırıyor.
Sonra hayalen geçmiş zamanın ilk ucundan şimdiki zamanın son ucuna kadarki zaman diliminde insanın yaptıklarına baktım. Ardından şimdiki zamanda gerçekleşen insan eserlerinin içine daldım. Ve nihayet son insanın yaptığı eserin özelliklerini gelecek zamanda inceledim. Hepsinde insanın failliğinin gözle görülür yegâne gerçeklik olduğunu bildim.
Sonra insanın yapmadıklarına baktım. Onlar da çok harika şeylerdi. Ve birer failleri vardı ama insan gibi hemen görünemiyordu. Hatta insan gibi ne içindeydi ne de dışında hatta hem içindeydi failleri hem de dışında. Çoğu zaman da gösterilmiyordu. Bir kaosun içinde gibi kendimi hissederken aslında temas ettiğim ve görmeye çalıştığım her insan dışı varlığın bütün büyüklüğü içinde insanın küçüklüğüne karşı çok yetersiz ve aciz kaldıklarını anlıyordum.
İnsan muazzamdı ve bu muazzam varlıklardan daha muazzam olduğu ise anlayışındaydı. Çünkü insanın dışındaki hiçbir varlık anlayışlı değildi. Sadece bir emirdi daha doğrusu yapılmış bir eylemdi. İnsan ise yapılanın yanında bir de yapan bir eylemdi.
Bütün varlık (yaratılanlar) hep bir ağızdan ailelerinin en mükerrem üyesinin hazreti insan olduğunu söylerken insanların da en mükerremi yegâne hayret edilecek ve hayranlık duyulacak failin Allah (c.c.) olduğunu söylüyordu. Çünkü bu kadar mükerrem olan insanın da aslında nihayetinde bir eylem, bir fiil bir sanat olduğunu yaşam serencamı ortaya koyuyordu.
Hem de evrende yaratılan en küçük şeyden en büyük şeye kadar her şeyde muazzam ve muhteşem bir düzen var. Asla tabiatın ve tesadüfün hiçbir yeri yoktur bu muazzam düzenin içinde. Öyle ise bir yerde bir düzen varsa orada mutlaka bir düzenleyen vardır.
Hem insan da doğuyor büyüyor ve ölüyor. O zaman doğmayan büyümeyen ve zevale gitmeyen bir faile ihtiyaç vardır ki o da sadece Allah’tır (c.c.).
Ey cismi küçük ama eylemi büyük olan hazreti insan! Bütün yaptıklarınla beni her şeyin yaratanına ulaştırıyorsun. Sadece yaptığın eserlerle değil ortaya koyduğun ilmi prensiplerle ve iman derinlikli hikmet yolculuklarınla bana Allah(c.c.)’ı en güzel şekilde sen anlatıyorsun.
Sana teşekkür ederim!