Yıllar değil asırlar tanıktır bu aşka. Arı daima dokunur ama oturamaz çiçeğin yüzünde. Çiçekse yıllardır bekler arının biraz daha fazla oturmasını kalbinde. Bütün asırlar bu ballı aşkı konuşmakla meşgul oldu. Ama ne arı daha fazla çiçeğin yüzünde oturdu ne de çiçek daha fazla arıyı kalbinde misafir etti. Ne arı şikâyet etti bundan ne de çiçek. Herkes memnundu halinden.
Arı bıkmadan usanmadan bütün tehlikeleri göze alarak uçmaya diyar diyar güzel çiçek yüzlerini aramaya ve onların üzerine konup kalkmaya devam etti. Çiçek de yıllarca arının yüzüne konması için en güzel şekilde açılmaya en harika renklerle yüzünü bedenini tüm vücudunu donatarak ona ayine olmaya gayret etti.
Arı aşıktı bu yüze. Bu yüz de saklamak istiyordu arıyı kalbinde. Ne olduysa o zaman oldu işte. İnsan denen varlık bir arayış içinde arı ile çiçeğin aşkını keşfetmeye başladı. Önce uzun uzadıya baktı. Arı korumak istiyordu aşkının mahsulünü insandan. Bütün arı kafilesi bir araya gelerek insanı yaklaştırmak istemiyordu çiçekle olan aşkının mahsulüne. Birden üşüşüyorlardı insanın başına. Etrafını sarıyorlardı kızgınlıkla ve kafile kafile hem de ölümlerini göze alarak.
İnsan en evvel arının bu savunmasına karşı acizliğini ve yenilgisini kabul etmiş gibi davrandı. Arıda ve çiçekte olmayan bir şey vardı insanda. Sürekli plan yapmak. İnsan vazgeçmedi aranın ve çiçeğin mahsulünü elde etme gayesinden ve sürekli plan yaptı. Birçok alet keşfetti. Aletlerle bu kafileye hücum etti yine yenilgiye düştü. Birçok hücum planı yaptı. Bütün planları suya düştü. Arı kafilesi galip geldi insana ve çiçekler de yüzlerini açmaya devam etti.
Bu savaş veyahut mücadele çok uzun zaman aldı. Hatta insana yaklaşan hayvan denilen ayılar dahi bu arı ile çiçeğin mahsulünden yemek için onların bütün hanelerini darmadağın ettiler. Ağaç kovuklarında, kaya aralıklarında, yüksek tepelerdeki gevarlardaki arıların mahsullerini çiçeklerin güzel yüzlerinden alınmış numunelerini midelerine indirdiler.
Bütün bu mücadelede aşık arılar ve sevgili çiçekler galip geliyordu. Zaman da kum saatindeki taneler gibi sanki onların aleyhine işliyordu.
İnsan çok sinsi insan çok planlı ve insan çok azimliydi. Ve insan biliyordu ki arının ve çiçeğin aşkının mahsulü kendisi içindir. İnsan için var edilen bu aşkın atlı neticesi elbette insanda kemale erecekti. Hatta insanda birçok hastalığa dahi şifa olacaktı. Hatta Allah (c.c.) bir elsiz böceğin ve dilsiz çiçeğin eliyle insana bu en saf ve tatlı nimeti ikram edecekti. Bunu bilen insan o nimeti elde etmekten geri durmayacak bütün saldırı ve savunmalara rağmen o tatlı aşk neticesine ulaşacaktı.
Ama insan haddini aşınca her şey alt üst olacaktı. Yani arıların bütün bu savunması sanki beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor kabilinden bir itirazdı. Ve öyle de oldu sanki. Birgün elinde küçük bir alet üstünde garip bir kıyafet sanki uzaydan gelmiş bir astronot bir de etrafı tütsüleyen bir sihirbaz edasıyla bir insan hafif bir esintiyle arıların diyarına yaklaşmasın mı! Çiçeklerin bu nazlı sevgilisinin oluşturduğu o güzel tatlı aşk mahsulünü elde etmek için mücadeleye başladı. Arılar şaşırmıştı. Çünkü insan topla tüfekle gelmiyordu bu defa. Sadece elinde küçük bir alet ve bu aletten çıkan bir is ve o isle bütün arı ordusunu yok edecek şekilde veyahut çiçeklerle olan aşkının o tatlı neticesinden uzaklaştırır bir başarı ile yaklaşıyordu. İnsan yaklaşmakta arılar uzaklaşmaktaydı. Uzaklaşamayanlar ise sersemleşip oldukları yere yığılmakta insana karşı tam savunmasız kalmaktaydılar.
Ve insan bir kez daha organizeli bir kötülükle tatlı bir iyiliğe kavuşmuştu. Ve insan orada durmamıştı. Zamanla bu tatlı ve doğal aşk mahsulünü yetersiz görmüş maymun iştahlılığı ve denetlenmeyen arzularının saldırganlığıyla kendisi de böyle bir safi aşk mahsulünü yapabileceğini kendine onaylatmıştı. Bunca arıyı yerinden ve yuvasından eden insan onun yaptığını yapamaz mıydı sanki!
Her işte olduğu gibi bu işte de insan zalim ve acımasızdı. Kovanı yağmalamış ballar balını da bulmuştu. Lakin kanaat etmemişti ona. Saf ve helal olanla yetinmeyen insan suni ve haram olan yolda ilerleyerek hatta arıları dahi kandırarak bal yerine balın dışında her şeyi kendi nevine tattırmaya başladı.
Bu organizeli kötülük normal bir iyilik gibi yayılım gösterdi. Arının ve çiçeğin saf aşkının mahsulü olan o katıksız balı bilmeyen ve ondan anlamayanlar insanın bu sahtekarlığında gıdalanıp gittiler. Kavuştuklarının tatlı aşk değil bilakis zehirli bal olduğunu öğrendikleri zaman artık iş işten geçmişti.
İnsana en büyük kötülüğün yine insandan geldiği tekrar anlaşılmıştı ama yine geç kalınmıştı.