Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Anne Baba ve Öğretmenim: Biraz Kenara Çekilmenize İhtiyacım Var

Anne Baba ve Öğretmenim: Biraz Kenara Çekilmenize İhtiyacım Var

Hayatımızdaki nesnelerle kurduğumuz ilişki, genellikle bir "bakım ve onarım" etiği üzerine kuruludur. Bozulan bir cihazı zorlamaz, hararet yapan bir motoru durdurup soğumasını bekler, zarar görmemesi için en ince ayrıntısına kadar hassasiyet gösteririz. Nesnelerin dilinden anlar, onların işleyiş yasalarına saygı duyarız. Ancak söz konusu kendi çocuğumuzun ruhsal dünyası, onun içsel harareti veya zihnindeki "cızırtılar" olduğunda, nesnelere gösterdiğimiz o sağduyulu sabrı çoğu zaman kaybediyoruz. Maddenin dilini çözen biz yetişkinlerin, insanın, özellikle de bir çocuğun ruhsal feryadını neden duyamadığımızı sorgulamak; aslında nerede hata yaptığımızın da ipuçlarını barındırıyor.

Elektriğe takılı bir elektronik cihazdan gelmemesi gereken sesler gelmeye başlayınca cızırtı, takırtı, duman vb. bir uyarıcı olunca yaptığımız ilk şey cihazın elektrik ile bağlantısını kesmektir. Bu uyarıcıların olmadığı olsa da bizim anlamadığımız durumlarda evin sigortası otomatik olarak atıyor ve cihazın elektrikle olan bağlantısı kesiliyor. Cihaz bu süreçte yaşanan arızadan dolayı çok kızmış ise dokunmak için ve ne olduğunu anlayacak becerimiz var ise, becerimiz olmasa da meraktan dolayı tamir edebilmek için soğumasını bekleriz. Ocağın ya da sobanın üzerine konan bir tencerede pişen yemeği piştikten sonra ocağın üzerinden alıp servis masasına getirmek için ya soğumasını bekliyor ya da elimiz yanmasın diye bir aparat kullanıyoruz. Araba hararet yapar ve artık gidemeyecek duruma gelir ve bu halde sürmeye devam ederse arabaya zarar verir düşüncesi ve inancı ile hemen araba uygun bir alana çekilir, araba stop edilmeden hararetin düşmesi beklenir. Radyatörde kalan suyu kontrol etmek için de mutlaka radyatörün soğuması beklenir ya da uygun bir aparat ile dikkatli ve yavaşça açılır. Radyatörün kapağı hemen açılır ve uygun bir aparat kullanılmaz ise kişinin elleri yanar ve içerde oluşan basıncın etkisi ile sıçrayacak olan kaynamış su kişiye zarar verebilir. Kurban edilecek hayvanlar kesilecekleri alana getirilirken gözleri bağlanır. Bunun nedeni bu hayvanlar, kasapların elindeki bıçakları, baltaları ve son zamanlarda kullanılan düzenekleri görüp korkmasın ya da strese girmesin diye.

Yukarıdaki durumlara benzer birçok örnek verilebilir. Amacım bu örnekleri hatırlatmak ya da bu örneklerin neler olduğuna ilişkin bir liste oluşturmak değil. Amacım insanların bu durumlarda ortaya koyduğu tepkilerin benzerini neden çocuklarda da sergilemediği sorusunun cevabını bulmak ya da anlamak. Sınava girecek bir öğrenci birçok belirsizliğin yaşandığı bir süreci de yönetmek durumundadır. Acaba ile başlayan onlarca sorunun her birine bulduğu cevaplar biraz sonra işlevselliğini kaybediyor. Acaba zamanında yetiştirebilecek miyim sorusuna dün girdiği deneme sınavını düşünerek evet diye cevap verebilir. Biraz sonra başlattığı fakat sürdüremediği bir dersten sonra ise aynı soruya hayır diyebilir. Derse başlamış fakat bu yüzden yani sorduğu soruya verdiği ya da veremediği sorudan dolayı yaşadığı belirsizlik ve bu belirsizliğe eşlik eden ve iliklerine kadar hissettiği kaygıdan dolayı neredeyse felç olmuş bir öğrenciyi fark eden bir anne ya da baba ya da öğretmen, elektriğe takılı cihazdan cızırtılı sesler duyduğunda davrandığı gibi mi davranıyor? Ya da onun voltajını artıracak şekilde mi davranıyor? “Sen bu gidişle daha hiçbir yere varamazsın” sözü, öğrencinin acaba diyerek cevap bulamadığı soruda yaşadığı belirsizliği ve bu belirsizlikle ortaya çıkan kaygıyı korkuya çeviriyor.

Okulda ya da evde yaşananlardan dolayı aidiyet duygusu kaybolmuş, değersiz, önemsiz ve yalnızlık duyguları ile kendini yaşayan bir çocuk nasıl davranır? Bu çocuk uykuyu başlatabilir mi? Başlattığı uykuyu sürdürebilir mi? Uyuduğu uyku sabah onun dinç ve dinlenmiş hissetmesine neden olabilir mi? Bu çocuk ya da böyle bir durumda olan herhangi bir çocuk annesine, babasına ve öğretmenine benim bu uyumsuz davranışlarımın altında yatan nedenler, ben kendimi buraya ait hissetmiyorum, ben burada onaylanmadığımı, değerli olmadığımı ve kimsenin beni anlamadığı içindir der mi? Bu çocuk bütün bu duyguları tek bir duygunun maskesi altında yaşar o da öfkedir. Oluşmamış olan aidiyet duygusu, değersiz, önemsiz ve yalnızlık duyguları birinci duygulardır, öfke ise ikincil duygudur. Öfkeye odaklı baş etme yöntemi belirleyen anne, baba ya da öğretmen, cezalandırır, yasaklar, kısıtlar, kıyaslar ve küser. Birincil duyguların (aidiyet duygusu kaybolmuş, değersiz, önemsiz ve yalnızlık) kıskacında karşı karşıya kaldığı bu uygulamalardan sonra hissettiği her bir duyguyu yaşama süresi uzuyor, yaşama sıklığı artıyor ve yaşama şiddeti artıyor. Radyatörü aşırı ısınmış ve su kaynatmış bir arabaya davrandığımız gibi, çocukta da neler olup bittiğini anlamak için ve ona dokunabilecek kadar biraz daha sakinleşmesini bekleyerek kendimizi kenara çeksek nasıl olur? Böyle bir durumda nasıl ki hararet yapmış bir arabanın normale gelmesi için çalışır halde güvenli bir alanda beklemesi doğru ve biz bunu yapıyorsak, öfkelenmiş bir çocuğun da bu öfke ile dışa vurduğu fakat kelimelerle ifade edemediği her bir duyguyu ifade edip bu zehirlerden kurtulması için güvenli bir limana ihtiyacı var.  Arabanın radyatör suyunu kontrol ederken gösterilen hassasiyet çocuğun öfkelendiğinde de gösterilmesi gerekmez mi? Nasıl ki hararetin bir yaşanma süresi var ise çocuğunda yaşamaya başladığı öfkeyi yaşayıp bitirmesi için bir zamana ihtiyacı var. Yaşanmaya başlanmış ve hiçbir zaman bitirilmesine izin verilmeyen öfke duygusunun sahip olduğu o güçlü duygular daha sonra telafisi zor kronikleşmiş bir tablo olarak çıkıyor.

Bazen çocuk kendinden utanır. Böyle bir durumda kendinden kaçmaya başlar. Bu onun giyinmesine, yemesine, uyumasına, odasının düzenine, arkadaş ilişkilerine ve kısacası ruhunun hapsolmasına neden olur. Bu durumda olan çocuk çevredeki her bir uyarıcıya karşı aşırı hassaslaşır ve her bir uyarıcıyı kendisi ile ilişkilendirir. Bir çocuk ne zaman kendinden utanır ya da ne olur ise kendinden utanır. Yaptığı ve yapmadığı her şeyde suçlanan, azarlanan ve özellikle kıyaslanan çocuklar bunu yaşar. Bir eve misafir geleceği zaman evimizin, konumu, metre karesi, oda sayısı kaçıncı katta olduğu ya da müstakil olduğuna bakılmaz, bakılsa da çok önemsenmez. Evin değişmesi yerine, evde misafirlerin oturacağı alan temizlenir, ikram yapılacak kap kaçak temizlenir, oturulacak koltuklar silinir ve halılar süpürülür, aynı zamanda gelen misafirler tavana bakarlar o yüzden uzun süredir alınmayan örümcek ağları da alınır. Çocuk için gelişim süreci de bir misafirlik gibidir. İlk çocukluk, son çocukluk, erinlik, ergenlik ve gençlik dönemlerinde çocuğu nasıl karşıladığımız önemli. Bu dönemlerde çocuğun “omuzundaki tozları” mı silkeliyoruz yoksa çocuğumu silkeliyoruz. Suçlayarak, azarlayarak, eleştirerek, kıyaslayarak ve dışlayarak silkeleyerek kendi olsun diye “iyi niyetle” yetiştirmeye çalıştığımız çocuk var ama yok oluyor. Kendinden utanan çocuğu kendine söylediği sözdür bu “varım ama yokum”. 

Bu yazıda kullanılan hiçbir metafor insanın zerresi kadar değerli ve önemli değildir. Bu yazıda kullanılmaları ve insan ile ilişkili olarak verilmelerinin nedeni çocuklarına bu şekilde davrananların yüreğini sızlatmaktır. Hiçbir anne ve babanın çocuğuna ilişkin yüreği zerre düzeyde olsun sızlamasın. Hiçbir anne ve baba çocuğunun asla ve asla kötülüğünü istemez. Farkında olmadan kendi konfor alanları daralan anne ve babalar çocuklarının benlik bütünlüğüne ve kişilik gelişimine olumsuz etki edecek yol ve yöntemlere baş vurabiliyor bunu da çocuklara onların iyiliği için olduğuna inandırıyorlar ki bu o çocukların benlik bütünlüğüne ve kişilik gelişine zarar veriyor.

Sonuç olarak; bir radyatör kapağını açarken gösterdiğimiz o titiz dikkat, aslında bir çocuğun öfkesini dindirirken ihtiyaç duyduğu şefkatin ta kendisidir. Bizler "onların iyiliği için" diyerek çocukları silkeledikçe, onların omuzlarındaki tozlar değil, bizzat özbenlikleri sarsılıyor. Unutmamalıyız ki; sükûnetle beklenen bir araba motoru yeniden yol alabilir, soğumaya bırakılan bir yemek lezzetle yenebilir; fakat "varım ama yokum" noktasına getirilmiş, kendinden utanmaya zorlanmış bir çocuğun ruhundaki hasarı onarmak çok daha zordur.

Şimdi anne, baba ve öğretmenler olarak biraz kenara çekilip, çocuklarımıza o güvenli limanı sunma vaktidir; tıpkı bir cihazın fişini çekip dinlenmeye bıraktığımız o anki bilinçli sükûnetle...

Güncellenme Tarihi
  • 10 Mayıs 2026, 08:43
Yazının Adı
Anne Baba ve Öğretmenim: Biraz Kenara Çekilmenize İhtiyacım Var